Kayıp Vitaminlerin Hikâyesi!

Dr. Murat Doğan
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
Hekim İlaç Yönetim Kurulu Başkanı

Bugün yine geçmişte doğru bilinen, ancak zamanla bilimsel bilgiler geliştikçe farklı değerlendirilmeye başlanan bazı gerçeklerden bahsedeceğim.

Bu kez konumuz vitaminler… Daha doğrusu, geçmişte vitamin olarak kabul edilen ancak bugün artık vitamin olarak değerlendirilmeyen maddeler.

Bazen bir haber okuyorsunuz: “Türkiye’de bir ilk!”, “Kansere iyi gelen vitamin!” Sonra işin iç yüzüne baktığınızda gerçeklerin tamamen farklı olduğunu görüyorsunuz.

Örneğin B17 vitamini… Bir dönem mucize olarak gösterilen B17, aslında amigdalin (laetrile) olarak bilinen bir maddedir. Zamanla vücutta siyanür açığa çıkarabildiği, ciddi zehirlenmelere ve hatta ölüm riskine yol açabildiği anlaşıldı.

Fakat gıda takviyesi sektöründe amacı sadece para kazanmak olan kişiler tarafından geçmişin bu tehlikeli hikâyeleri, bugün hâlâ masum bir kılıfla pazarlanabiliyor. Tabii ki güçlü ve bilimsel bir otoriteye sahip ilgili Bakanlıklarımız buna müsaade etmemektedir. Bu örneği, özellikle başka ülkelerde internet üzerinden satılan tehlikeli içeriklere karşı ciddi bir uyarı olması için verdim.

Sadece kelimelere bakarak anlama ve çözüme ulaştığımızı sanmayalım.

Bileşenlerin isimlendirilmesi ile etkileri ve gerçekte ne oldukları farklı anlamlar ifade edebilir. Başında “vitamin” yazan her kelime gerçekte vitamin olmayabilir.

İnsanın iç dünyasındaki çöküntünün sebebi depresyon iken, yaşadığımız dünyadaki çöküntünün en korkutucu sebeplerinden biri depremdir. Her ikisi de bir çöküntüyü ifade eder ama anlamları tamamen farklıdır.

Vitaminlerde de benzer bir durum var.

Vitamin B kökü aynıdır; sonrasına eklenen harf veya rakam ise farklıdır. Vitamin B6, B17 ve C vitamininde olduğu gibi, kullanılan bu harf ve rakamlar kelimenin ifade ettiği maddeyi tamamen değiştirir. Hatta bunların bazıları artık vitamin olarak bile değerlendirilmiyor.

İlginç değil mi?

İsimler ne kadar da birbirine benziyor. Ama aslında birbirleriyle hiç alakası olmayan anlam ve gruplara ait olabiliyorlar.

Hayatımızda da maalesef bazı benzerlikler, gerçekte birbiriyle hiç alakası yokken aynıymış gibi pazarlanabiliyor.

Şimdi artık konuya girebiliriz. Her gün raflarda gördüğümüz ve tüketimi giderek artan “vitaminler” bahsine yani…

Vitamin aslında ne demek?

Vitamin kelimesi yaşamla ilişkilidir. Kelimenin kökeni Latince “yaşam” anlamına gelen “vita” ve o dönemde bu maddelerin amin yapısında olduğu düşünüldüğü için kullanılan “amine” kelimelerinin birleşimine dayanır.

Daha sonra bütün vitaminlerin amin yapısında olmadığı anlaşılmış ve “vitamine” kelimesinin sonundaki “e” kaldırılarak bugün kullandığımız “vitamin” kelimesi ortaya çıkmıştır.

Vitaminler yaşam için gerekli olan, vücudun normal işleyişinde görev alan besin öğeleridir. Eksiklikleri ciddi sağlık sorunlarına, bazı durumlarda ise yaşamı tehdit eden sonuçlara yol açabilir.

Vitaminler ilk olarak nasıl adlandırılmıştır?

Bu konu oldukça ilginçtir. Vitaminlerin ilk keşif dönemindeki çalışmaların önemli bir bölümü hayvanlar üzerinde yapılan beslenme araştırmalarına uzanmaktadır.

“Yağda Çözünen Faktör A” hikâyesi de bunlardan biridir.

Bilim insanları sütten elde edilen yağların hayvan büyümesindeki etkisini incelerken, tereyağı ve yumurta sarısında normal büyüme ve yaşam için gerekli olan bazı maddeler bulunduğunu keşfettiler. Yaşam için gerekli olan ve suda değil, yağda çözünen bu faktöre alfabetik sıraya göre “Fat-Soluble A” (Yağda Çözünen A) adı verildi. Bir süre sonra bu isim Vitamin A olarak değişti.

Hemen ardından, pirinç kepeğinde bulunan ve suda çözünen, beriberiyi önleyen diğer faktöre de “Water-Soluble B” (Suda Çözünen B) adı verildi. Sonradan bu da Vitamin B olarak adlandırıldı.

Kimya alanındaki keşifler arttıkça B vitaminleriyle ilgili bilgiler de çoğaldı. Yeni bulunan ve B grubu içinde değerlendirilen maddeler numaralandırılmaya başlandı. Zaman içerisinde B harfi altında B20’ye kadar uzanan farklı adlandırmalar ortaya çıktı.

İhraç edilen vitaminler!

İlginç bir şekilde, zamanla bu “vitaminlerin” bazıları adeta ihraç edildi ve gruptan çıkarıldı. Başta belirttiğim gibi vücut için gerekli ve alınmadığı zaman vücut tarafından sentezlenemeyenler ancak vitamin ünvanını alabilmektedir.

Vitaminler ilk keşfedildiğinde, benzer görevleri yaptığı düşünülen ve aynı besin kaynaklarında bir arada bulunan bazı maddeler tek bir çatı altında toplanıyordu. B1, B2 ve B3 vitaminleri gibi kolin de karaciğer, yumurta, et ve maya gibi besinlerde bolca bulunuyordu. Bu ortak özellikler nedeniyle kolin de bir dönem “B kompleksi” ailesi içinde değerlendirilmiş ve B4 adıyla anılan maddelerden biri olmuştur.

Peki, B4 vitamininin ihraç hikâyesi nedir?

B grubu vitaminleri listesine baktığımızda B1, B2, B3, B5, B6, B7, B9 ve B12 vitaminleri arasında bazı numaraların eksik olduğunu görürüz.

B4, B8, B10, B11 gibi…

Bu maddeler ilk keşfedildiklerinde veya tanımlandıkları dönemlerde vitamin olarak değerlendirilmiş ve farklı B numaralarıyla adlandırılmışlardır. Ancak zamanla kimya ve biyokimyadaki ilerlemelerle birlikte bazılarının vitamin kriterlerine uymadığı anlaşılmış ve bu adlandırmalar terk edilmiştir.

Kolin de bunlardan biridir.

Kolin karaciğerde bir miktar sentezlenebilmektedir. Ancak vücudun ürettiği miktar ihtiyacın tamamını karşılamaya yetmez ve besinlerden de alınması gerekir. Buna rağmen kolin bugün gerekli 13 vitamin arasında değil, vücut için önemli bir besin öğesi olarak değerlendirilmektedir.

Tabii kolin, sitikolin üretimi için de önemlidir. Günümüzde 300 mg çiğnenebilir sitikolin tablet gibi formlarla da piyasada yer almaktadır. Dolayısıyla marketlerde önemli bir yer kaplamaya başlamıştır.

Ancak artık adı Vitamin B4 değil, kolindir. Doğrusu budur.

Vitamin listesinde görmediğimiz başka kayıp vitaminler de var mı?

Evet.B vitaminleri ailesinde bazı numaraların eksik olduğunu söyledik. B4’ten bahsettik ama başkaları da var:

B8, B10, B11, B13, B14, B15, B16, B17…

Tıpkı kolinde olduğu gibi, bu isimlerin bir bölümü de ilk keşfedildikleri dönemlerde vitamin olduğu düşünülen veya B kompleksi içinde değerlendirilen maddeler için kullanılmış; ancak zamanla vitamin kriterlerine uymadıkları anlaşıldıkça bu adlandırmalar terk edilmiştir.

Eski kaynaklarda B8 için inositol, B10 için PABA (para-aminobenzoik asit), B13 için orotik asit, B15 için pangamik asit, B16 için dimetilglisin ve B17 için amigdalin/laetrile gibi adlandırmalarla karşılaşabilirsiniz.

B11 ve B14 gibi bazı numaralar ise farklı dönemlerde farklı maddeler için kullanılmıştır. Bu nedenle bu eski numaraların tamamını bugün tek bir maddeyle eşleştirmek doğru değildir.

Yukarıda bahsettiğim liste daha da uzar. Hatta eski ve standart olmayan bazı kaynaklarda B20 olarak adlandırılan maddenin L-karnitin olduğu görülür. L-karnitin günümüzde bir amino asit türevi olarak değerlendirilmekte ve vitamin olarak kabul edilmemektedir.

B vitaminleri dışında, alfabetik ismi farklı olan başka “ihraç edilmiş vitaminler” de vardır.

Ama üzücü olan şudur ki hâlâ bazı maddeler, daha büyülü görünmesi veya inovatifmiş gibi sunulması amacıyla “vitamin” adıyla pazarlanabilmektedir.

Buna ilişkin size “U vitamini” örneğini vermek isterim.

Bir yakınım bana, “U vitamini varmış, neden bize anlatmadın?” diye sorunca önce şaşırdım, sonra tabii ki araştırdım.

Öncelikle şunu söyleyelim: Bu madde gerçek bir vitamin değildir. Ancak “Vitamin U” şeklinde tarihsel bir isimlendirmesi vardır.

U vitamini adı, lahana suyunda bulunan ve özellikle mide ülseriyle ilişkili eski çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. “U” harfi de ülser anlamına gelen “ulcus” kelimesinden gelmektedir.

Daha sonraki araştırmalarda bu isimle ilişkilendirilen maddelerden birinin tıbbi ve kimyasal adı S-Metilmetiyonin (SMM) olarak tanımlanmıştır. S-Metilmetiyonin, metiyoninden türeyen bir bileşiktir.

Ancak bugün “U vitamini” bilimsel olarak kabul edilmiş bir vitamin sınıflandırması değildir.

Yani bir yerde “U vitamini” ifadesini görmemiz, onun gerçekten bir vitamin olduğu anlamına gelmez.

Sonuçta yine aynı neticeyle bitireyim:

İşi uzmanından duymadıkça, hatta gerektiğinde birkaç uzmandan teyit etmedikçe sağlıkla ilgili iddiaları hayatınıza dahil etmeyin.

“Önce zarar verme” ilkesiyle, mesleğimin bana yüklediği sorumluluk doğrultusunda gerçekleri yazmaya devam edeceğim.

Yazının bu kısmına kadar geldiyseniz, yazımı paylaşarak başkalarının da bilgilenmesini sağlayabilir ve hayatlarına bir değer katabilirsiniz.

Kalın sağlıcakla…



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat