Kadın ve Genç Temsiliyeti: Eczacı Örgütlerinin Geleceğe Açılan İki Kapısı
Dünya sağlık sistemleri tarihsel bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Pandemiler, ekonomik krizler, savaşlar, göç hareketleri, ilaç tedarik sorunları ve dijital sağlık teknolojilerindeki hızlı gelişmeler; sağlık hizmetlerinin yapısını kökten değiştirmektedir. Bu dönüşümün merkezinde ise toplumun en ulaşılabilir sağlık danışmanlarından biri olan eczacılar yer almaktadır.
Bugün gelişmiş sağlık sistemlerinde eczacılık hizmeti yalnızca ilaç temini ile tanımlanmamaktadır. Klinik eczacılık uygulamaları, farmasötik bakım, kronik hastalık yönetimi, aşılama hizmetleri, akılcı ilaç kullanımı danışmanlığı ve koruyucu sağlık hizmetleri giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Avrupa ve Kuzey Amerika başta olmak üzere birçok ülkede eczacılar sağlık sisteminin aktif klinik paydaşları olarak konumlandırılmaktadır. Yapay zekâ destekli ilaç yönetim sistemleri, dijital reçete altyapıları ve bireyselleştirilmiş tedavi modelleri mesleğimizin geleceğini yeniden şekillendirmektedir.
Ancak bu dönüşüm süreci yalnızca fırsatlar üretmemektedir. Dünya genelinde bağımsız eczanelerin ekonomik baskı altında kalması, ilaç yoklukları, çok uluslu ilaç şirketlerinin piyasa hâkimiyeti ve sağlık hizmetlerinin giderek daha fazla ticarileşmesi önemli sorun alanları olarak öne çıkmaktadır.
Türkiye’de ise eczacılık mesleği çok daha derin ve çok katmanlı bir sıkışmışlık yaşamaktadır. Sabit Euro kuru uygulaması, ilaç fiyat kararnamesinin yarattığı ekonomik baskılar, artan işletme maliyetleri, kamu kurum iskontoları, stok sorunları ve ağır bürokratik yükler eczanelerin sürdürülebilirliğini ciddi biçimde tehdit etmektedir. Eczacı artık yalnızca sağlık hizmeti sunan bir meslek mensubu değil; aynı zamanda ekonomik krizle mücadele etmeye çalışan bir işletmeci konumuna itilmiştir.
Bunun yanında plansız eğitim politikaları da mesleğin geleceğini tehdit eden önemli bir başka sorun alanıdır. Türkiye’de bugün 60’ı aşkın eczacılık fakültesi bulunmaktadır. Ancak bu fakültelerin önemli bir bölümünün yeterli akademik altyapıya ve öğretim kadrosuna sahip olmadığı uzun süredir meslek kamuoyunun gündemindedir. Çok sayıda fakültenin akreditasyon kriterlerini karşılayamaması, her yıl binlerce genç eczacının işsizlik ve güvencesizlikle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.
Bu ekonomik ve yapısal baskılar en ağır şekilde genç eczacıları ve kadın meslektaşlarımızı etkilemektedir.
Bugün Türk Eczacıları Birliği verilerine göre kayıtlı yaklaşık 55 bin eczacının yüzde 61’ini kadınlar oluşturmaktadır. Eczacılık fakültelerinde eğitim gören öğrencilerin büyük çoğunluğu da genç kadınlardan oluşmaktadır. Uluslararası Eczacılık Federasyonu (FIP) ise 2030 yılına kadar küresel eczacı iş gücünün yüzde 70’inden fazlasının kadınlardan oluşacağını öngörmektedir.
Ancak sayıların gösterdiği bu güçlü tablo, karar alma mekanizmalarına aynı ölçüde yansımamaktadır.
Türkiye’de TEB’e bağlı eczacı odalarının yalnızca sınırlı bir bölümünde kadın oda başkanları görev yapmaktadır. Delegasyon yapılarında ve üst yönetim organlarında da kadın temsil oranı, meslek içindeki gerçek oranının oldukça gerisindedir. Benzer durum genç meslektaşlarımız açısından da geçerlidir. Genç eczacılar; ekonomik baskılar, işsizlik, gelecek kaygısı ve mesleki güvencesizlik gibi sorunları en yoğun yaşayan kesim olmalarına rağmen, karar alma süreçlerinde yeterince temsil edilmediklerini ifade etmektedir.
Oysa çağdaş meslek örgütleri yalnızca geçmiş deneyimi koruyan yapılar değildir. Aynı zamanda geleceği inşa eden demokratik organizasyonlardır. Bu nedenle kadınların ve gençlerin yönetim süreçlerine etkin katılımı yalnızca bir “temsiliyet” meselesi değil; meslek örgütlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir zorunluluktur.
Çünkü kadınların daha görünür olduğu yönetim modelleri; sosyal duyarlılığı yüksek, katılımcı, iletişim gücü kuvvetli ve toplumsal sorunlara daha hızlı refleks verebilen yapılar oluşturmaktadır. Gençlerin etkin olduğu örgütlerde ise dijitalleşme, yeni nesil sağlık hizmetleri, klinik eczacılık uygulamaları ve yenilikçi istihdam modelleri daha güçlü şekilde gündeme taşınabilmektedir.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir başka sorun daha bulunmaktadır: mevzuata ve yapısal baskılara bağlı gelişen yatay şiddet olgusu.
Bugün eczacılar yalnızca ekonomik baskılar altında değildir; aynı zamanda sağlık sistemindeki darboğazların yarattığı toplumsal gerilimlerin de doğrudan muhatabı hâline gelmiştir. İlaç yoklukları, geri ödeme sorunları, fiyat farkları, rapor mevzuatı, MEDULA kaynaklı problemler ve sürekli değişen bürokratik uygulamalar; hasta ile eczacıyı karşı karşıya bırakmaktadır. Sistemin yapısal eksikliklerinden kaynaklanan öfke çoğu zaman sağlık otoritesine değil, eczane çalışanlarına yönelmektedir.
Bu durum özellikle kadın eczacılar ve genç meslektaşlarımız üzerinde çok daha ağır psikososyal baskılar oluşturmaktadır.
Bunun yanında meslek içi iletişimsizlik, ekonomik daralma ve sınırlı istihdam alanları; meslektaşlar arasında görünmez bir yatay şiddet iklimi de yaratmaktadır. Sosyal medya linçleri, mobbing, değersizleştirme, genç eczacıların deneyimsizlik üzerinden dışlanması ve kadın yöneticilerin cinsiyet temelli önyargılarla karşı karşıya kalması; örgütsel dayanışmayı zayıflatan önemli sorun alanlarıdır.
Oysa güçlü meslek örgütleri yalnızca ekonomik hak mücadelesi veren kurumlar değildir. Aynı zamanda meslektaşını koruyan, güvenli çalışma kültürü oluşturan ve dayanışmayı büyüten yapılardır.
Bu nedenle;
* Kadınların karar alma organlarında daha güçlü temsil edilmesi gerekmektedir, örgütümüz özelinde 2009 yılında göreve başlayan 37. Dönem Merkez Heyeti sonrasında Başkanlık Divanında kadın üye görev almamıştır. Bu hususun eczacı tabanında sorgulanması gerekmektedir
* Genç eczacıların yönetim süreçlerine aktif katılımının sağlanması elzemdir, şekli komisyonlar ve kongreler düzenlemeler ile bu durumun çözülmesi mümkün değildir. Yetki ve sorumluluk esaslı bir yenilikçi bir alan açılmalıdır.
* Yönetimlerde liyakat ve fırsat eşitliği mekanizmalarının seçim gündemleri üzerinden kalıplaşmış söylemlerle yok sayılmaması,
* Şiddet, mobbing ve ayrımcılığa karşı meslek içi koruyucu politikaların oluşturulması,
* Bağlantılı sağlık hizmetleri esaslı teknolojik bir sıçrama için kapsam ve kapasite analizlerinin oluşturulması
* Genç eczacılar için yeni istihdam alanlarının geliştirilmesi, eğitim sistemimizin bu anlamda güncellenmesi artık ertelenemez bir ihtiyaç hâline gelmiştir.
Çünkü güçlü örgüt; çok konuşan değil, toplumun bütün renklerini, kuşaklarını ve farklı deneyimlerini aynı çatı altında buluşturabilen örgüttür.
Türk eczacılığının geleceği; kadınların emeği, empatisi ile gençlerin enerjisi, deneyimin birikimi ve örgütlü mücadelenin ortak vicdanı ile şekillenecektir.
Mesleğimizi geleceğe taşıyacak olan şey; yalnızca ekonomik düzenlemeler değil, aynı zamanda demokratik katılımı büyüten, dayanışmayı güçlendiren ve herkesin kendini ait hissedebildiği bir örgüt kültürüdür.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz REFORM tam da budur.
(Bu vesile ile örgütümüzde yakın geçmişte kadın temsiliyeti ve farkındalığı üzerine önemli çalışmalar yapmış iki değerli kadın yöneticimiz sayın Ecz.Mine Erdoğan ve sayın Ecz.Sibel Zorlu’ya teşekkür ediyorum.)