Ecz. Onur Aykanat
Sanki İlaç Zammı Gelmiş Say
İstanbul’un Fatih semtinde, Zeyrek civarında anlatılan bir hikâye vardır. Halk arasında “Sanki Yedim Camii” diye bilinen bu küçük mabedin hikâyesi, büyük servetlerin değil; sabrın, fedakârlığın ve gerçek tasarrufun hikâyesidir. Rivayete göre bir esnaf, canı ne zaman bir şey çekse “Sanki yedim, sanki içtim” der, harcamadığı parayı kenara koyar. Yıllar geçer, birikenler bir hayale dönüşür. Ortaya bir cami çıkar.
Oradaki “sanki”, gerçeğe dönüşen bir iradenin ifadesidir.
Bugün eczacılıkta yaşadığımız “sanki” ise maalesef başka bir şeydir.
Bize adeta deniliyor ki: “Sanki ilaç zammı gelmiş say.”
Son 5 yılda ilaç fiyatlandırmasında kullanılan dönemsel avro değeri sekiz kez güncellendi. 19 Şubat 2021’de 4,5786 TL olan değer, 14 Şubat 2022’de 6,2925 TL’ye çıktı; artış oranı %37,43 oldu. Aynı yıl 9 Temmuz’da 7,8656 TL’ye yükseldi; artış %25’ti. 14 Aralık 2022’de 10,7577 TL’ye çıkarıldı; artış %36,77 olarak kayda geçti. 23 Temmuz 2023’te 14,0387 TL’ye ulaşan kur değeri %30,5 arttı. 16 Aralık 2023’te 17,5483 TL’ye yükselirken artış %25 oldu. 24 Ekim 2024’te 21,6721 TL’ye çıkan değer %23,50 arttı. Son resmi genel güncelleme ise 19 Aralık 2025’te yapıldı; dönemsel avro değeri 25,3346 TL’ye yükseldi ve artış oranı %16,9’da kaldı.
Daha da çarpıcı olanı şu: 2025’te gelen bu son genel artış, bir önceki genel güncellemeden tam 421 gün sonra geldi. Yani sektör bir yıldan uzun süre yeni bir genel düzenleme bekledi. Bekledi ama maliyetler beklemedi. Kira beklemedi. Personel gideri beklemedi. Elektrik beklemedi. Enflasyon beklemedi. Eczane bekledi. Hasta bekledi. Sektör bekledi.
Evet, kâğıt üzerinde son 5 yılda dönemsel avro değerinde yaklaşık %453’lük bir yükseliş var. Ama bu rakamın arkasındaki gerçek daha ağır: sistem, düzenli ve öngörülebilir bir yapıda işlemediği için, artışların varlığı kadar zamanlaması da sektör üzerinde yıpratıcı bir baskıya dönüştü.
2026’ya gelirken sektörde Şubat ayında ara zam yapılacağı konuşuldu. Hatta bunun yaklaşık %6,9 olacağı, sonrasında Mayıs’ta ikinci bir düzenleme daha geleceği, artışın üç parçaya bölüneceği yönünde beklentiler yayıldı. Fakat 10 Mart 2026 itibarıyla ortada yeni bir genel ilaç kuru kararı yok. Kamuya açık resmi tabloda hâlâ son genel güncelleme 19 Aralık 2025 görünüyor. Sağlık Bakanlığı’nın daha önceki açıklamasında “Şubat ayında yapılacaktır” ifadesi yer almasına rağmen, mart ortasına yaklaşırken sahada görülen şey yeni bir genel kur artışı değil, yeni bir bekleyiş oldu.
İşte tam burada “Sanki Yedim” hikâyesiyle bugünün eczacılığı arasındaki fark ortaya çıkıyor.
Orada kişi gerçekten yemeyip biriktiriyordu; sonunda ortada gerçek bir eser vardı.
Burada ise eczacıya, gerçek olmayan bir rahatlama hissi öneriliyor:
Sanki zam gelmiş gibi dayan.
Sanki maliyet dengelenmiş gibi devam et.
Sanki raflardaki baskı azalmış gibi çalış.
Sanki hasta bekleyebilirmiş gibi sabret.
Oysa eczane, “sanki” ile dönmez.
Nakit akışı söylentiyle yönetilmez.
Stok beklentiyle korunmaz.
Hasta kulis bilgisiyle tedavi olmaz.
Eczacı bugün yalnızca ilaç vermiyor; aynı zamanda ekonomik belirsizliğin, geciken kararların ve parçalı beklentilerin yükünü de taşıyor. Her yeni “olacak”, her yeni “yakında”, her yeni “şubatta”, her yeni “mayısta” cümlesi; sahada karşılığı olmadığı sürece bir çözüm değil, yorgunluk üretiyor.
“Sanki Yedim Camii” sabrın sonunda gerçeğe dönüşen bir hikâyeydi.
Bizim yaşadığımız ise, gerçeğe dönüşmeyen beklentilerin hikâyesi.
Bu yüzden bugün eczacının talebi zam istemek değil; öngörülebilirlik istemektir.
Parça parça konuşulan ama görünmeyen artışlar değil; takvimi belli, hesabı açık, piyasayı gören ve sürdürülebilir bir fiyatlandırma sistemi istemektir.
Çünkü sağlık sistemi “sanki”lerle ayakta kalmaz.
Sanki kur güncellenmiş gibi,
sanki eczane rahatlamış gibi,
sanki hasta ilaca erişmiş gibi,
sanki sorun çözülmüş gibi…
Hayır.
Artık “sanki ilaç zammı gelmiş say” devri değil;
gerçekçi, zamanında ve güven veren ilaç politikası devridir.