Sağlık çalışanlarında iş kazaları ve meslek hastalıklarına yaklaşım Sempozyumu 18-19 Ekim tarihlerinde Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Çalışma Grubu tarafindan İstanbul Tabip Odası’nda düzenlendi.
Sağlık çalışanlarının çalışma koşullarına bağlı yaşadıkları is kazaları ve meslek hastalıklarını belirlemek, tanımlamak, işçi sağlığı ve güvenliği çerçevesinde degerlendirmek ve de bunlarla ilgili yapılması gerekenleri saptayarak hayata geçmesi için çalışmalar yapılmasını amaçlayan sempozyumda ilgi çekici oturumlar vardı.
Dünyada ve Türkiye’de İş Kazası ve Meslek Hastalıkları oturumunda TEB II.Baskanı Ecz.Arman Üney şunları söyledi.
İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi verilerine göre sadece Eylül ayında ülkemizde en az 143 işçi yaşamını yitirdi.
Mayıs ayında son on yılların en büyük maden kazasını yaşadık, 301 canımızı Soma’da kaybettik, üstelik maden kazalarında ölen, iş cinayetlerine kurban gidenlerin sayısı da bununla sınırlı kalmadı maalesef.
Arkasından İstanbul’un orta yerinde, en modern denilen inşaatlardan birinde işçiler görünen o ki en basit önlemler bile alınmadığı için asansörle yere çakılarak feci şekilde can verdiler.
Bizler inşaat, maden sektörlerinde, tekstil atölyelerinde, yollarda olan iş kazalarını neredeyse kanıksamış hale geldik, ölen kişi sayısına bakarak tepki verir duruma geldik, ancak bu tepkiyi de çok hızlı bir biçimde unutuyoruz. Ülke gündemi de hızlı unutuşumuza çok ciddi bir katkı sağlıyor.
Sonuçta ölen öldüğü ile kalıyor, hükümetler ancak mevzuat uyumu baskısı altında önlemleri geliştiriyorlar.
Biz sağlık çalışanları da sürekli olarak iş kazası ve meslek hastalığına maruz kalan, onun yanında da sürekli şiddet uygulanan bir grubuz. İlaç gibi bağımlılık yapma özelliğine sahip ve aşırı dozda alındığı takdirde zehir olan bir ürünün uzmanı olan biz eczacılar da, kimyasal soluyor, hastalara kimyasal ulaştırıyoruz. Uyuşturucu özelliği taşıyan ilaçlara reçetesiz olarak ulaşmak için uyuşturucu bağımlılarınca özellikle nöbetlerde darp edilen hatta öldürülen meslektaşlarımız oldu malesef.Ayrıca kendi görevi olmamasına rağmen üzerine yüklenmiş olan Muayene ücreti tahsilatı, reçete katkı payı, İlaç fiyat farkı tahsilatı gibi konularla hasta ve hasta yakınlarıyla sürekli bir tartışma ortamında bırakılan eczacılar, dönem dönem bu gibi durumlarda şiddete ve ruhsal travmaya maruz kalıyorlar.Piyasada bulunmayan ilaçları hastasına yok demek zorunda kalan eczacının yaşadığı mutsuzluk, huzursuzluk ve ruhsal çöküntü hali mutlaka uzmanlarca araştırılmalıdır.
Ne yazık ki bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama artık örnekleri azalttığımız, bunun için gerekli önlemlerin alındığı bir noktaya taşımamız gerekiyor sistemi.
Yani, Artık yeter! dediğimiz bir noktadayız:
Türkiye’de tüm çalışanların
İnsan onuruna yakışır bir biçimde,
Tüm güvenlik önlemleri işverenler tarafından alınmış olarak,
Uluslar arası sözleşmelere uygun olarak; insanların çalışabileceği kadar saatlerde;
Yaşanabilir bir ücret alarak çalışması gerekiyor.
İnsanı köle yapan taşeron, güvencesiz, sigortasız çalışma biçimlerine derhal son vermek için ne gerekiyorsa yapılmalı.
Bütün bunları bir bütün olarak ele almadan işçi sağlığı ve güvenliğinden bahsetmek,
İş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemek mümkün olmayacak.
İş kazası ve meslek hastalığının derecesi bir toplumun çalışanına verdiği önemin en açık göstergesidir.
winally.com