Ecz. Şeyma ŞAHİN

 

1. 1.Bölüm

 

Bu sefer hikayeler ile değil tarih ile başlayalım…

Şeker hastalığı ile ilgili en eski kayıtlar Milattan önce 1550’li yıllarda Mısır’da yazılmış bir papirüste bulunmuştur. Bu papirüste, şeker hastalığına benzer, çok idrara çıkma ile seyreden bir durumdan bahsedilmektedir. Hindular da Ayur Veda’da böcek, sinek ve karıncaların bazı insanların idrarının yapıldığı yere toplandığını kaydetmişlerdir.  Günümüzde tıp literatüründe kullanılan, Diabetes ve Mellitus kelimeleri Yunanca akıp gitmek anlamına gelen dia + betes ve bal kadar tatlı anlamına gelen mellitus kelimelerindenden türetilmiştir.

Diabetes kelimesi ilk kez Anadolu topraklarında, Kapadokya’da M.S. 2. yüzyılda Arateus tarafından kullanılmıştır. Arateus şeker hastalığını idrar miktarında artma, aşırı susama, ve kilo kaybının olduğu bir hastalık olarak tanımlamıştır. Şeker hastalarının idrarının tatlı, bal gibi olduğu ve bu nedenle karıncaların, sineklerin ve diğer böceklerin bu idrara üşüştüğünü Susruta ve diğer Hintli doktorlar M.S. 5-6. yüzyılda fark ederek açıklamışlar, bu hastalığın iki formu olduğunu yazmışlardır. Bir formunda hastalar zayıf ve çok uzun yaşamadan kısa sürede ölmekte, diğer grupta ise hastalar şişman ve daha yaşlı olarak belirtilmiştir. Bu günümüzün modern sınıflamasında belirtilen Tip 1 ve Tip 2 diabetes mellitus sınıflamasına çok benzemektedir.

Son birkaç on yılda hem olgu sayısı hem de diyabet prevalansı giderek artmaktadır.1980 yılında yaklaşık 108 milyon  DM tanılı kişi mevcutken 2014 yılında bu sayı yaklaşık 422 milyondur. Dünyada en sık karşılaşılan kronik hastalıklar arasında olan diyabetin 2040 yılında 600 milyondan fazla kişiyi etkileyeceği öngörülmektedir.

 

1.     Diyabet Nedir?

Diyabet, kandaki glukoz (şeker) düzeyini dengeleyen insülin hormonunun; eksikliği ve/veya yeterince salgılanması ya da vücutta kullanılamaması sonucu oluşan kronik metabolizma bozukluğudur.

2.     Dikkat! Aşağıdaki belirtilerden 2 veya daha fazlası aynı anda varsa diyabetiniz olabileceği konusunda doktorunuza danışınız.

1.     Çok su içme

2.     Çok idrara çıkma ve gece bu durumun daha da artması

3.     Çok yemek yeme

4.     Ağırlık artışı veya zayıflama

5.     Bulanık görme

6.     Bayanlarda vajinal kaşıntı

7.     Halsizlik ve yorgunluk

 

3.     Günümüzde diyabet tedavisi

·       Beslenme ve diyet, egzersiz

·       Oral antidiyabetik

·       GLP-1 analogları

·       İnsülin

·       Tamamlayıcı tedavi yöntemleri

 

NOT 1:  GLP-1 reseptör agonistleri sadece uzun etlkili insülinler ile beraber kullanılabilir. Tip 1 diyabet, diyabetik ketoasidoz ve çocuklarda kullanımı yoktur.

 

4.     İnsülin nedir?

İnsülin, pankreastaki beta hücrelerinde salgılanan bir hormondur. Kandaki şekerin hücre içine girmesini sağlar. Diyabetli olmayan bir insanda her gıda alımı sonrası pankreas alınan besinlerin enerji haline dönüşmesini sağlamak için insülin üretir. Diyabetlilerde ise, pankreas yeterli miktarda insülini üretmez veya üretilen insülin hedef hücreler (kas, yağ ve karaciğer hücreleri) tarafından kullanılmaz. İlaçlarla glikoz kontrolü yeterli miktarda sağlanamaz ise insülin tedavisine başlanır. Ya da ilaçlarla kombine kullanılabilir.

 

5.     İnsülin bağımlılık yapar mı?

Hayır, insülin bağımlılık yapmaz. Tip 1 diyabet ise hasta pankreas ada hücrelerinden zaten insülin hormonu salınımı olmadığı için ömür boyu kullanımı zorunludur. Fakat gestasyonel diyabet ya da tip 2 diyabet mevcut ise kişi gerekli tedaviyi gördükten sonra oral antidiyabetik tedavisine geri dönebilir.

 

6.     İnsülinin yan etkileri var mı?

Çoğu kez enjeksiyon hatasından kaynaklansa da bilinen tek yan etkisi hipoglisemidir.

 

7.     İnsülin tedavisine erken başlamanın yararı var mıdır?

Evet vardır. Göz, kalp, böbrek, damar ve sinir gibi uzun dönem komplikasyonları önlenmiş olur.

 

8.     İnsülin kilo aldırır mı?

İnsülin kilo aldırmaz fakat gereğinden fazla dozda insülin yapma, doktor ve diyetisyen önerilerine uymama, insülin-öğün ilişkisinde aksamalar kilo alımına sebep olabilir.

İnsülin başlanan bireylerde düzenli ve doğru beslenme, yeterli fiziksel aktivite hayata sokulmalıdır.

 

9.     İnsülin kullananlar spor yapabilir mi?

Her sağlıklı birey kadar yapabilirler. Fakat dikkat etmeleri gereken noktalar vardır. Örneğin;

a.     Egzersiz glukoz kullanımını arttırdığı için insüline duyulan ihtiyacı azaltır. İnsülin doz ayarlaması gerekebilir.

b.     Egzersiz yapılacak bölgeye enjeksiyon yapılmamalıdır. Örneğin ağırlık kaldırma öncesi kollara, mekik çekme öncesi göbeğe, koşu öncesi uyluğa insülin enjekte edilmemelidir. Eğer bu kurala uyulmaz ise insülin çok hızlı kana karışacağından glukozda ani düşüşlere sebep olabilir.

c.      Egzersiz planı hekim ile paylaşılmalı, insülin dozu azaltılmalı ya da ek karbonhidrat alımına izin verilmedir.

 

 

10.  İnsülinler ne zaman uygulanmalıdır:

 

NOT 1:  Levemir oral antidiyabetik kullanılıyor ise günde 1 kere, kullanılmıyor ise günde 2 kere yapılabilir.

            NOT 2: Berrak görüntülü insülinler bulanık görünmeye başlar ise ve kristalleşirse kullanmayınız. Bulanık olan insülinleri çalkalama yöntemi ile süt görünümüne getirmeniz gerekmektedir.  Avuç içine kullanacağınız ürünü alınız. 10 defa avuç içinde kayacak şekilde sağdan sola hareket ettiriniz. Sonra 10 kere yukarı aşağı hafifçe hareket ettiriniz. İnsülinin protein yapısı bozulacağından sert hareket ve çalkalamaktan kaçınınız.

            NOT 3: Kısa ve hızlı etkili insülinler tokluk şekeri üzerine etkilidir.

NOT 4: İnsülinin yemekten sonra uygulanması gecikmiş hipoglisemiyi takip eden yemek sonrası hiperglisemiyi öne çekme riskini arttırır.

Şafak fenomeni: Hasta gece insülini az aldığı için sabah kan şekeri yüksek çıkar.

Somogyi fenomeni:. Fazla doz insülin yapılması halinde epinefrin, norepinefrin, büyüme hormonu ve kortizol hormonlarının seviyeleri artarak kan şekerinde yükselmelere sebep olur.

 

 

11.  Gebelik diyabeti kalıcı mıdır? Gebelikte insülin kullanmak bebeğe zarar verir mi?

Doğum sonrası kan şekeri normale dönebileceği ve insülin gereksinimi bitebileceği gibi kişi hayatına diyabetli olarak da devam edebilir. Gebelik diyabeti öyküsü olan kişiler potansiyel diyabet hastası görülerek takip altında kalmalıdır.

İnsülin bebeğe zarar vermez aksine diyabetin anne ve bebeğe vereceği zararlardan korur.

 

12.  İnsülin tedavisinde iğne can acıtır mı?

Son gelişen pentapoint teknolojisi ile artık ağrısıza yakın enjeksiyon mümkündür.

 

13.  İnsülin enjeksiyonu nereye yapılmalıdır?

Deri altı yağ dokuya yapılması gerekmektedir. Yanlış iğne kullanımı ya da yanlış açılar ile insülin yapmak kas içi enjeksiyona neden olabilir. Kasta insülin daha hızlı emileceği için hem hipoglisemi riskini arttırır hem de kas içi enjeksiyon daha ağrılıdır.

 

 

14.  Hipoglisemiyi nasıl anlarsınız? Nasıl müdahale edilir?

Halsizlik, soğuk terleme, baş dönmesi, çarpıntı, titreme ile kendini gösterir. 3-4 adet küp şeker yenilmesi ya da 1 bardak meyve suyu hemen içilmesi gerekir.

Özellikle Tip 1 diyabetli bireylerde ağır hipoglisemi durumunda, diyabetli yakınları tarafından uygulanabilen “Glukagon” hayat kurtarır. Uygulama damar içine, kas içine ve hatta deri altına dahi yapılabilir. Glukagon 5 yaş ve üzeri çocuk ve yetişkinlerde 1mg, 5 yaş altı çocuklarda ise 0.5 mg yapılır.

 

15.  Enjeksiyon bölgeleri ve uyulması gereken kurallar nelerdir?

Karın, uyluk, kol ve kalçadır. Lütfen dikkat ediniz:

 

A.     Kol uygulama bölgesi: Omuz başı 4 parmak altı ve dirsek 4 parmak üstü aralığında kalan kısma gömlek ütü çizgisinin dış kısmında kalan alana yapılır. Yapıldıktan sonra kol hareketi gerektiren (ütü yapmak gibi) aktivitelerden uzak durulmalıdır.

B.     Karın uygulama bölgesi: Göbek deliğine ve çevresine ikişer parmak mesafede kalan alana enjeksiyon yapılması önerilmez. İç çamaşır çizgisi üstünde kalan kısım ve kaburga kemikleri altında kalan çatı şeklindeki kısım daha uygundur. Gebelikte karın bölgesine uygulama önerilmemektedir.

C.     Uyluk enjeksiyon alanı: Kasığın 4 parmak altı ve dizin 4 parmak üstü olan bölgeye pantolon üst ütü çizgisi ile yan dikişi arasındaki bölgeye uygulanmalıdır.

D.     Kalça uygulama bölgesi: Her kalça 4’e bölünür. Üst dış tarafta kalan alana uygulama yapılır.

Enjeksiyon bölgeleri dönüşümlü olarak kullanılmalıdır. 4 bölge arasında günlük rotasyon daha doğrudur.  Günde tek sefer insülin yapılıyorsa haftada bir enjeksiyon bölgesinde değişim uygundur. Enjeksiyon aynı yere yapılacaksa iki enjeksiyon bölgesi arasına 1 cm boşluk bırakılması gerekir. Böylece önceki enjeksiyon bölgesinin iyileşmesine olanak verilir.

Sürekli aynı noktaya enjeksiyon yapmak kızarma, morarma ve lipodistrofiye (lipoatrofi/ lipohipertofi) neden olur. Lipohipertrofi en sık görülen istenmeyen oluşumdur. Lipohipertofi içine insülin enjekte edilirse insülin emilimi düzensizdir. Kan şekerinin ani iniş ve çıkışlarına sebep olabilir. Lipohipertrofi bölgelerine sıcak ya da masaj uygulanmamalıdır.

16.  Lipohipertorfi nasıl önlenir?

Enjeksiyon bölgeleri değiştirilir. Kısa insülin iğne uçlarını 90 derece açı ile uygulanmalıdır. İğneler tekrar kullanılmamalıdır.

 

17.  İnsülin nasıl saklanır?

Buzdolabında 2-8 derece arasında kapak kısmında ya da sebzelik kısmında saklanır. Kalem içindeki insülinler oda sıcaklığında 28 gün saklanabilir. 30 derece üzerinde insülin aktivitesini hızla kaybeder. 0 derece ve altında ise tamamen bozulur. Uygulanacak olan insülinler uygulamadan 15 dakika önce dışarı çıkarıp uygulanır.

 

18.  İnsülin iğneleri :

ÇOCUK VE ADOLESAN

a.     Çocuk ve adolesanlarda 6mm üzeri iğne kullanılmamalıdır.

b.     5mm ve 6mm kalem iğnesi kullanan çocuk ve adolesanların deri kıvrımı yapması gerekmektedir.

c.      4 mm dik açı ile uygulanabilir.

YETİŞKİN

a.     8 mm üzeri iğne kullanılmamalı

b.     6 ve 8 mm kullanana yetişkinlerin vucüt yapısına bağlı olarak deri kıvırımı yapması gerekebilir

c.      4 mm kıvrıma gerek olmadığı için kas içine yanlış enjeksiyonu ve hipoglisemiyi önler.

 

19.  Doğru enjeksiyon nasıl yapılır? Kıvrım yapılacak ise nasıl yapılmalıdır?

a.     3 parmak kullanılmalıdır (baş-işaret-orta)

b.     Çok bastırılmamalı böylece kas doku alınmamalıdır.

c.      Deri kıvrımına dik yapılmalıdır.

d.     Eller ılık su ve sabun ile yıkanmalıdır.

e.     Enjeksiyon bölgesi alkol ya da dezenfektan ile temizlenmiş ise tamamen kuruduktan sonra enjeksiyon yapılmalıdır.

f.      Enjeksiyon bittikten sonra 40 IU’den az insülinde 10’a kadar sayıldıktan sonra çekilmeli, 40’ın üstünde ise daha fazla beklenip çekilmelidir.

g.     Sonra iğne çıkarılmalı en son deri serbest bırakılmalıdır.

 

20.  İnsülin iğneleri tek kullanımlıktır çünkü;

a.     İnsülin iğne içinde kristalleşip tıkayabilir.

b.     İğne içindeki kayganlaştırıcı tabaka çoklu kullanımlarda yok olur ve ağrılı enjeksiyona sebep olabilir.

c.      İğne ucu körleşebilir ve ağrılı enjeksiyona sebep olur.

d.     İğne ucu çoklu kullanımda kırılıp enjeksiyon bölgesinde kalabilir.

e.     Lipohipertofi oluşumu artabilir.

f.       Bulaşıcı hastalık ve enfeksiyon riski artar.

g.     Enjeksiyon bittikten sonra iğne ucu insülinden çıkarılmalıdır çünkü sıcaklık düştüğünde insülin hacmi azalır ve kartuşa hava kabarcığı girmesine neden olur. Sıcaklık arttığında insülin genleşir ve kalemde bırakılan iğneden sızar.

Diyabet hastalarında yara iyileşme hızı düşük olduğu için başta ayak yaraları olmak üzere ağız ve diş sağlığı, cinsel yaşam ile ilgili rahatsızlık geri bildirimleri çok fazladır.

Ayak bakımı önerileri:

a.     Sigara içilmemelidir.

b.     Evde, plajda çıplak ayakla yere basılmamalıdır, ayağa mutlaka terlik giyilmesi gerekir.

c.      Ayaklar her gün tahriş etmeyen bir sabunla ılık suda (37 dereceyi geçmeyecek) yıkanmalıdır.

d.     Yıkama sonrası özellikle parmak araları yumuşak bir havlu ile iyice kurulanmalıdır. Bu kurulama özellikle parmak aralarında çıkan mantar enfeksiyonunu önleyecektir.

e.     Kuruma ve çatlamalara karşı ayaklara nemlendirici krem sürülebilir. Fakat krem kesinlikle parmak aralarına sürülmemelidir.

f.       Çoraplar her gün değiştirilmelidir. Ayağı sıkmayan pamuklu çoraplar tercih edilmelidir. Çorapların lastik kısmı sıkmamalıdır. Tamir edilmiş ya da dikilmiş çoraplar giyilmemelidir. Bunlar deri zedelenmelerine, tahrişe neden olabilirler.

g.     Ayaklardaki nasır ve sertleşmiş deri kısımları için asla kesici alet kullanılmamalıdır. Ayak tırnakları banyodan sonra yumuşak iken kesilmelidir, çok kısa kesilmemeli ve köşeler derin alınmamalıdır. Tırnakların etrafındaki ölü dokular ve kabarcıklar kesilmemelidir.

h.      Ayaklar herhangi bir ısıtıcıda (soba, kalorifer, elektrikli ıstıcı vs.) ya da sıcak su torbası kullanarak ısıtılmamalıdır. Bu şekildeki ısıtmalarda farkında olmadan ayaklarda ciddi yanıklar oluşabilir. Ayaklar soğuk hissedildiğinde çorap giyilmelidir. Banyoya girilmeden önce mutlaka suyun ısısı aileden birine kontrol ettirilmelidir. Çünkü, ayak sinirlerindeki hasar nedeniyle suyun ısısı hissedilmeyebilir.

i.       Ayaklar her gün (gece yatmadan önce olabilir) kontrol edilmelidir. Her gün ayakların alt ,üst, topuk ve parmak kısımlarına dokunularak his kontrolü yapılmalıdır.

j.       Dolaşım bozukluğuna neden olacağından, bağdaş kurarak veya bacak bacak üst üste atarak oturulmamalıdır.

Ağız-Diş Sağlığı Konusunda Öneriler:

a.     Dişler günde en az 2 kez ve 3 dakikadan az olmamak şartı ile yumuşak bir diş fırçası ile tekniğine uygun fırçalanmalı

b.     Dişler fırçalandıktan sonra günde bir kez tekniğine uygun diş ipi kullanılarak diş araları temizlenmeli

c.      Diş fırçası 3 ayda bir değiştirilmeli

d.     Her 6 ayda bir diş doktoruna gidilerek kontrol yaptırılmalı

e.      Diş doktoruna gitmeden önce mutlaka kan şekeri kontrolü yapılmalı

f.        İnsülin kullanılıyorsa diş tedavisinden önce dozunda ve zamanında yapılmalı, doz atlanmamalıdır.

 

Cinsel Yaşam

Diyabetli bireylerin, cinsel yolla bulaşan hastalıklara ve üriner sistem infeksiyonlarına daha yatkın olması nedeni ile güvenli cinsel davranış (kondom kullanımı) ve (genital) hijyen (uygun taharetlenme-önden arkaya doğru yıkama, makata, büyük tuvaletimizi yaptığımız yere değen elin ön bölgelere değdirilmemesi, tuvalet kağıdı ile kurulama, pamuklu iç çamaşırı kullanma, her gün iç çamaşırı değiştirme, adet döneminde tek kullanımlık ped kullanma ve 3-4 saat aralıkla ped değiştirme) kurallarına uyma konusunda bilgilendirilmelidir. Doğurganlık döneminde olan tip 1 ve tip 2 diyabetli kadınlar cinsel aktif ise ve gebelik istemiyorlarsa güvenli bir doğum kontrol yöntemi kullanmalıdır. Gebelik planlayan kadınlarda kan şekeri kontrolü önemlidir.

 

 

 

DİYABETTE TAMAMLAYICI TEDAVİ YÖNTEMLERİ

·        Beslenme değişiklikleri (lif içeriği zengin besinler ile beslenmek, hayvansal içerikli gıdaları azaltmak)

·        Egzersiz ve kilo kontrolü

·        Gıda takviyeleri

a.     Vitaminler

b.     Mineraller

c.      Antioksidanlar

d.     Bitkisel destekler

e.     Mikrobiyota

 

 

VİTAMİNLER

A VİTAMİNİ

1.     Karotenoidler ile beraber kullanımında yapılan çalışmalarda retinopati riskini azaltmıştır. (provitamin A özelliği taşımayan)

2.     A vitamini sentetiği olan isoretinoin ile yapılan çalışmada akne için yapılmış olsa da insülin duyarlılığı üzerine etkinliği görülmüştür.

3.     Beta karotene karşı likopen, lutein ve zeaksantin ile yapılmış bir çalışmada retinopati riskinini daha çok azalttığı kaydedilmiştir.

4.     İlginç bir şekilde A vitaminine dönüşmeyen karotenoidler ile diyabetik retinopatide anlamlı iyileşmeler kaydedilmek ile beraber,  tip 2 diyabet hastalarında sağlıklı insanlara göre karaciğer biopsilerinde daha fazla A vitamini görülmüştür.

B VİTAMİNLERİ

1.     Yaklaşık 6000 kişi üzerinde yapılan çalışmalarda diyabetik nefropati, vasküler probşemlerde azalma kaydedilmiştir.

2.     B vitamini sinir sistemi zayıflığının çok fazla görüldüğü diyabet hastalarında destek olarak yararlıdır.

3.     Ayrıca homosistein seviyelerinde %25 e kadar azalma kaydedilmiştir.

B1 VİTAMİNİ

1.     Tip 2 diyabeti olan yaklaşık 125 kişiye 300 mg dozlarda verilidiğinde diyabetik nefropati riskinde azalma kaydedilmiştir. (albümin üzerinden) 

2.     Kilo vermeye yardımcı olduğu görülmüştür.

B6 VİTAMİNİ

1.     Protein glikolizasyonunu baskılaması ile diyabetik sinir hasarı minimize edilebilir.

2.     En az 50 mg alınmalıdır.

3.     İnsülin ya da oral antidiyabetik doz ayarlaması gerektirmez.

B12 VİTAMİNİ

1.     Nöropati engellenmesi için gereklidir.

2.     Diyabet hastalarında günlük 1000-3000 mcg arasında kullanımı mevcuttur.

3.     Metformin kullanan hastalarda B12 eksikliği ile karşılaşılmaktadır.

4.     İnsülin ya da oral antidiyabetik ilaçlar ile beraber verildiğinde doz ayarlaması gerektirmez

NİASİN (B3 VİTAMİNİ)

1.     Diyabette kolesterol metabolizması da bozulduğu için kolesterol düşürmeye yardımcı olarak kullanılır.

2.     600-1000 mg doz günlük alımıdır.

3.     Randomize kontrollü başka bir çalışmada ise HDL seviyelerinin niasin ile arttığı kaydedilmiştir.

4.     İnsülin ya da oral antidiyabetik ilaçlar ile beraber kullanımında doz ayarlaması gerektirmez

BİOTİN (B7 VİTAMİNİ, H VİTAMİNİ)

1.     Glukokinaz (Glikolizisin başlangıcında glikozun ATP’den bir molekül fosfat alarak glikoz-6-fosfat durumuna gelmesini katalizleyen, yalnızca glikozu fosforile edebilen ve yalnızca karaciğerde bulunan enzim) aktivitesini arttırır.

2.     Çalışmalar 9-16 mg üzerine yapılmıştır.  8 mg üstü biotin kullanımında insülin dozu ayarlaması gerekebilir.

3.     Randomize çift kör kontrollü bir çalışmada 15 diyabetik ve 18 non diyabetik hastaya 28 gün botunca 61.4 mikromol biotin verildiğinde VLDL ve TG seviyelerinde azalma kaydedilmiştir.

C VİTAMİNİ

1.     Günlük 2000 mg alımı diyabetik nöropati (sorbitol birikimi ve protein glikasyonuna bağlı) hasarı önlemek için önerilmektedir. Ayrıca günlük 2000 mg C vitamini alımının diyabetik nöropatiyi önlediği bildirilmiştir

2.     İnsülin ya da oral antidiyabetik ilaçlar ile beraber kullanımında doz ayarlaması gerektirmez.

3.     Randomize kontrollü bir çalışmadaTip 2 diyabeti olan 84 hastaya günde 500 ila 1000 mg arasında değişen dozlarda verilen C vitamini ile kan şekerinde azalma kaydedilmiştir. 1000 mg verilen hastalardaki yanıt daha iyi alınmıştır.

4.     Randozmize, plasebo kontrollü diğer bir çalışmada ise 70 tip 2 DM olan hastaya günde 2 defa 500 mg C vitamini verilmiştir. Hastalar üzerinde olumlu etkiler kaydedilmiştir. Aynı zamanda metformin kullanan hastalarda kan şekerinde daha iyi azalma gözlemlenmiştir.

5.     Antioksidan özelliği ile yüksek kan şekerine bağlı serbest radikal hasarını azaltılmasında yardımcı olur.

6.     C vitamini seviyeleriyle tip-2 diyabet riski arasındaki ilişki karşılaştırılmış ve C vitamini alımının düşük olduğu bireylerde tip-2 diyabet hastası olma olasılığının diğerlerine göre daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.

D VİTAMİNİ

1.     Tip 2 diyabeti olup anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri ya da anjiotensin reseptör blokörleri kullanan hastalara parikalsitol 1 ya da 2 mg olarak verilidğinde böbrek fonksiyonlarında düzelme kaydedilmiştir.  

 

E VİTAMİNİ

1.     Günlük 800-1200 IU takviyesi ile insülin etkinliğine yardımcı olduğu gibi uzun dönem komplikasyonlarını engellemeye de yardımcı olur.

2.     Ağrılı diyabetik nöropatisi olan 92 hastaya 12 hafta boyunca günde 400 IU E vitamini verilmiştir. 50 yaş civarı olan kişilerde ağrılarda azalma kaydedilmiştir. Fakat daha kapsamlı yapılan çalışmalarda kardiyovasküler risk azaltma, kan şekeri düşürme, nöropatik ağrı gibi komplikasyonlarda gelişme görülmemiştir.

3.     E vitamini koenzim ve alfa lipoik asitin dönüşümü için gereklidir dolayısı ile dolaylı yoldan diyabet tedavisine yardımcı olmaktadır.

4.     İnsülin ya da oral antidiyabetik ile beraber kullanımında doz ayarlaması gerektirmez.

 

 

 

K VİTAMİNİ

1.     Yaklaşık 3000 kişiye fillokinon (K1) verilen bir çalışmada diyabet hastalarında glukoz homeostazı ve insülin rezistansı üzerinde olumlu etkiler kaydedilmiştir.

2.     Ayrıca menakinon (K2) vitamini takviyesi ile kemik erimesinde olumlu katkılar görülmüştür.

3.     K vitamininin tip 2 diyabetli hastalarda insülin direncine karşı koruduğu, glukoz toleransı ve insülin duyarlılığını arttırdığı görülmüştür.

 

 

 

 

MİNERALLER:

KROM:

1.     İnsülin yolağındaki kofaktördür.

2.     GLUT 4 (glukoz transporter 4)  translokasyonuna katılır.  

3.     Açlık kan şekerini düşürür, glikoz toleransını arttırır, insülin düzeylerini azaltır.

4.     Hepatik enzim 3-hidroksi-3-metil-glutaril CoA redüktaz ile etkileşerek total kolesterol ve trigliserit düzeylerini azaltır, HDL yükseltir.

5.     180 kişi ile yapılan çift kör 4 aylık çalışmada 3 farklı gruba günde 2 defa 100 mcg, 500 mcg krom pikolinat ya da plasebo verilmiştir. 4 ay sonunda 500 mcg alan grupta daha fazla olmak üzere açlık kan şekeri ve glikolize hemoglobin seviyesi düşmüştür. Ayrıca 500 mcg verilen grupta kolesterol seviyeleri azalmıştır.

6.     Tek kör randomize bir çalışmada 71 hasta 2 gruba bölünmüştür. (kontrol: 39; 600 mcg krom: 32 ) Takviye alan grubun açlık ve tokluk kan şekerinde, HbA1c seviyelerinde düşüş kaydedildiği gibi LDL kolesterol seviyelerinde de azalma kaydedilmiştir.

7.     Diyabet hastalarına günde en az 200 mcg krom şelatlı (aminoasit) şeklinde verilebilir.

8.     Trivalan formun insülin üzerine etkinliğini gösteren çalışmalar olsa da aminoasit şelatlı form da aynı etkiyi yapmaktadır.

9.     İnsülin ya da oral antidiyabetik ilaçlarla beraber kullanımında doz ayarlanması gerekebilir.

ÇİNKO

1.     Diyabet hastalarının idrarındaki çinko oranı yüksektir. Bu yüzden insülin sentezleme,salınım, kullanım yolağının her aşamasına giren çinkonun dışarıdan desteklenmesine ihytiyaç vardır.

2.     Düzenli kullanımında Tip 1 ve 2 hastalarında ağızdaki tat bozukluğunun giderilmesine yardımcı olur.

3.     Diyabette çok fazla görülen yara iyileşme hızını da artırmaktadır.

4.     Günlük 30 mg çinko alımı diyabet hastaları için yeterlidir. Çinko diyabetiklerde ağızdaki tat bozukluğunu düzeltir ve yaraların iyileşme hızını arttırır

5.     H2 reseptör antagonisti kullanımı çinko emilimini azaltır. Farklı zamanlarda verilmesi gerekmektedir. Oral kontraseptif kullanımı çinko eksikliğini arttırır. Bu ilaçları kullanan sağlıklı bireyler de etkileneceği için diyabet hastalarında ekstra doz yükseltmek gerekmektedir.

6.     İnsülin ya da oral antidiyabetik ilaçlar ile beraber kullanımında doz ayarlaması gerektirmez.

7.     Avusturalyalı kadınlarda yapılan gözlemsel bir çalışmada 10 yılı aşkın sürede diyetle yüksek çinko alımının ilerleyen tip-2 diyabet riskini azalttığı sonucuna varılmıştır

MAGNEZYUM

1.     Retinopati riskini önemli ölçüde düşürür.

2.     Erkek diyabet hastalarına günlük 700 mg, kadın diyabet hastalarına en az 600 mg magnezyum verilmelidir.

3.     İnsülin ya da oral antidiyabetik ilaçlar ile beraber kullanımında doz ayarlaması gerektirmez.

ANTİOKSİDANLAR VE DİĞERLERİ

 

Devamı gelecek…



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat