ECZACININ SESİ
ÖZEL HABER

Hakkında açılmış olan davadan aklanan Diyarbakır Eczacı Odası eski Başkanı Ecz. Sinan ÖZÇELİK, TEB Başkanı Ecz. Erdoğan ÇOLAK’ a bir mektup gönderdi.

Mektubun orjinal halini olduğu gibi yayınlıyoruz:



 

Türk Eczacıları Birliğimizin Genel Başkanı erdoğan çolak’a

Ateş olmayan yerden duman çıkartmanın cezası, ebedi hayatta ateşte yanmaktır. Sen üstelik duman olmayan yerde ateş yaktın…

Yıl 2010. Diyarbakır eczacı odası başkanı olmamın üzerinden henüz aylar geçmiş, Edremit bölgeler arası toplantısına katılmıştım. Bir konuşma yaparak TEB yönetimini pasif olmakla suçladım. Kapanış konuşması için kürsüye çıkıp şunu söyledin: Sinan Özçelik’ in suç işlediğine dair elimde belge var. Cevap hakkı istesem de verilmedi. Diyarbakır’ a döndüğümde ‘insan büveleği’ şahıslar soluğu savcılıkta almıştı bile.

Bir sonraki bölgeler arası toplantı Adana’ daydı. Burada da söz alarak konuştum. Diyarbakır eczacılığı için radikal uygulamalarda bulunduğumuzu, kime dokunsak bizleri bir yerlere şikayet etiklerini anlattım. Yine kapanış konuşması için kürsüye çıkıp bu kez de şunları söyledin: denetleme kurulumuz Diyarbakır eczacı odasını denetlemiş olup başkan Sinan Özçelik ile sayman Abid Çetin’ in suç işlediğini tespit etmiştir. Bana yine söz hakkı verilmedi. Ne konuşsam yok hükmünde sayıldı. Öyle ya; koca TEB başkanının kesinlik kazandırdığı bir konu için savcılığın vereceği karar dışında hiç bir söz cevap olamazdı zaten. Bize düşen ölü yaşamaktı ve öyle oldu…

Aradan üç yıl geçmiş olsa da şimdi söz sırası bende. Çünkü savcılık karar verdi. (ekte) cumhuriyet başsavcılığı; şikayete konu olan iddia ve belgelerin suç şüphesi dahi taşımadığına hükmetmiştir.

Soruyorum sana erdoğan çolak: ne oldu da sen bu mesnetsiz iddiaları ‘sarih belge’ olarak gördün? Seni kasıtlı iftira atmaya zorlayan neydi? bunu sen , ben, bazı meslektaşlarımız ve Diyarbakır ile bölgemizdeki akıl hocaların gayet iyi biliyordu. Seni bu ibretlik olaya sürükleyen sebeplerin diğer meslektaşlarımız tarafından da bilinmesinde yarar var sanırım.

Eylül 2009 da başkan seçildiğimde, kaybedenler yıllardır sözde bölge birlikteliği adına senin yanında yer alan, oy deposu olarak gördüğün ve aynı zamanda sana akıl hocalığı yapanlardı.

Genel kurula hazırlık kapsamında gittiğin Batman dönüşünde bizlerin de bir çayını içtin. Bölgemizdeki eczacı odalarıyla beraber hareket etmemiz gerektiğini telkin ettin. Böyle bir kriterimizin olmadığını söyledim. Bu kez de yanıma iyice sokularak dedinki: Malatya’dan Adana’ya göç etmiş bir aileyiz. Kürt olduğum için çoğu delegeler beni istemiyor. Sırf bu gerekçeyle dahi olsa beni desteklemeniz gerekmez mi? Damardan verdiğin serumda işe yaramamış ve moralin bozuk vaziyette Ankara’nın yolunu tutmuştun.

Hemen sonrasında bölgemizdeki Eczacı odaları genel kurul gündemiyle Diyarbakır’da toplandı. Şu iki hususta fikir birlikteliği sağlanmak istendi: 1-) ‘Batıya karşı’ yek vücut olunmalı. 2-) Bu amaca en uygun aday olan erdoğan çolak desteklenmeli.

Bu fikirlere şiddetle karşı çıkıp şunları söyledim: Diyarbakır eczacı odası olarak önceliğimiz bölgecilik veya kişiler değildir. Kaldı ki sizlerin birlikteliği menfaat birlikteliğidir… ‘Şelek’ durumuna düşüp Masayı terk ettiler. Akametle sonuçlanan görevleri artık bir misyona dönüşmüş, Sinan Özçelik’i satanizasyona tabi tutarak itibarsızlaştırmak tek hedefleri olmuştu…

Onlar yeni misyonları adına, bizler ise sorumluluklarımızı yerine getirmek üzere yola koyulduk…

Göreve geldiğimizde eczanelerin yaklaşık %56 sı muvazaalıydı. 14 eczacının 36 eczanesi vardı. 35 eczane çoğu yöneticilik yapmış eczacıların yakınlarına, 48 eczane de eczacı kalfalarına aitti.

Muvazaalı eczane sahibi eczacılar ile mesul müdürlerini yüzleştirdik. Ya bu eczanelerinizi kapatırsınız ya da biz gereğini yaparız dedik. Birkaçı kapandı, bazıları da Diyarbakır’ı terk etti.

Muvazaalı eczane sahibi kalfalar dernek kurmuş ve eczacı odamızdan her ay para yardımı almaktaydılar. Bu para kaynaklarını kestik. Eczanelerinizi kapatın, size iş verelim dedik.

Muvazaalı eczanelerin mesul müdürleri çoğunlukla İstanbul, İzmir ve Ankara’da kalmaktaydılar. Bu illere gidip kendileri ile görüştüm. Eczane sahiplerinin para kazanma adına her gün onları savcılarla karşı karşıya getirdiğini izah ettim. Eczanelerini kapatmalarının kendi yararlarına olacağını söyledim. Görüşlerimi olumlu karşılayıp makul bir süre istediler. Kendilerine bir yıl süre verdim. Diyarbakır’a döndüm ve ilk adım olarak bütün muvazaalı eczaneleri nöbetten çıkardık.

Her yıl ortalama 20 muvazaalı eczane sayısının arttığı Diyarbakır’da kısa sürede 22 muvazaalı eczane kapandı.

Yeşil kartlı hastalara ait reçeteler eczacı odamız bünyesinde incelenmekteydi. Sahte olduğu düşünülen binlerce reçeteye el koyduk. Bazı eczane ve eczacılar korkudan aylarca reçete teslimi yapmadılar.

Kimi eczacılar yönetimden aldıkları güç ile bir yerlere eczane levhası asıyor, bir eczacı buluyor ve sonra da birilerine satıyordu. Levhaları toplatarak bu eczane çetesini çökerttik.

25 yıldır belli bir düzene alışmış muvazaalı eczaneler ve bazı eczacılar sudan çıkmış balığa döndü. Hep beraber üzerimize geldiler. Geri adım atmadım. Tehditleri işe yaramayınca 16 farklı yere şikayet edildim. Eçhel kişilerce eczanem adına sahte reçete düzenlenerek SGK’ ya gönderildi. SGK, bu reçetelerin eczaneme ait olmadığını tespit etti. Evime mektup gönderilerek her gün bayanlarla beraber olduğum yazıldı.

Yöneticilerimizin çoğu ürkmeye başladı. Beni şikayet edenlerle sıkça oturup kalkmaya, her şeyi Başkan yapıyor demeye getirdiler. Yürüdüğüm yerlerde ya köreşe oldular, ya da üzerime çakal yağmuru yağdırdılar.

Bizi denetlemenize neden olan şikayetlerden biri de, reçetelerini korkudan eczacı odamıza teslim edemeyen eczacılardan birinin şikayetiydi. Bu kişi; daha önce yakını olan bir eczacıya simsarlık yapmış ve karşılığında da mükafat olarak muvazaalı eczane açtırılmış birinin vasıtasıyla saymanımızın sesini kayda aldırmış…

İçinizden biri beni aradı ve senin hakkında haksızca bir eylem planı hazırlanmıştır dedi. Denetlenecek ve belli bir süre sonra senin yerine genel sekreterin başkanlığa getirilecektir iddiasında bulundu. Ne tesadüf ki genel sekreterimiz tatile çıktı ve iki gün sonra denetleme ekibiniz geldi…

Sebebi ziyaretlerini sordum. Senin saymanına ait bir ses kaydı var dediler. Neymiş o? Dedim. Muvazaalı eczane sahibi olan biri eczacı değişikliği için odanıza bağış yapmak istediğinden bahsediyor dediler… bundan bilgim var, saymanım ne cevap vermiş diye sordum. Bu konu yönetim kurulu ile alakalıdır, kaldı ki bağış makbuzla yapılır demiş dediler. Bu kez de alınan verilen bir para var mı? Diye sordum. Hayır dediler. O zaman derdiniz nedir? Diye sordum. Muvazaalı bir eczane sahibiyle böyle bir münasebet dahi ettik dışıdır diye cevapladılar. Çok kızdım ve şunu söyledim: Denetleme ekibinizin içinde muvazaalı eczaneler işleten biri varken, birinin kapımızı çalması mı etik dışı oluyor? İddia sahibi kişilerle yüzleşmek istediğimizi söylesek te kabul görmedi. Üç gün bütün evraklarımız haddeden geçirildikten sonra çantalarını kabartıp Ankara’ya döndüler.

Ey erdoğan çolak: Bir suçumuz var idiyse neden bizi cezalandırmadın?

Zira suçumuz yoktu ama, senin derdin başkaydı… Sinan Özçelik, oy deposu olarak gördüğün yerlere çomak sokmuştu… Akıl hocaların artık muvazaalı eczanelere sırtını dayayıp iktidara gelemeyecekti. Bölgemiz eczacıları Diyarbakır’ı örnek alacak ve prenslerin tek tek düştükten sonra sizlerden farklı anlayışlar iktidar olacaktı… Sen bir daha genel başkan olamayacaktın diyemiyorum. Çünkü bazı insanlar ‘hacıyatmaz’ olduğu için ‘gebre otu’ gibi yaşarlar.

Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev hayattır. Kaşkariko yapanlardan yana sergerde olmaya gerek yoktur. Bir zamanlık mevki için ayak öpmeye ya da faziletini karartmaya değmez. Ben bir zamanlık mevki için ayak öpmedim. Gerisini eczacı kamuoyuna bıraktım…19/12/2013

Eczacı Sinan Özçelik



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat