ECZACININ SESİ

ÖZEL HABER

İstanbul’da eczacı odası seçimlerine az bir süre kala İstanbul Eczacı Odası ve İstanbul Ecza- Koop. Yönetimleri’ ne çok sert eleştiri ve tespitler içeren bir açıklama gündeme bomba gibi düştü.

Eczacı kamuoyunun yakından tanıdığı isimler, İstanbul Eczacı Odası’nda 3 dönem başkanlık yapmış olan Ecz. Zafer Kaplan, Ecz. Sedat Güçlü, Ecz. Cenap Sarıalioğlu ve Ecz. Rıfat Güney İstanbul Eczacı Odası Yönetimi’nde olan kadro ile ipleri koparttı.

Söz konusu açıklamayı aşağıda yayınlıyoruz:

 ***

İSTANBUL ECZACI KAMUOYUNA  

Bizler aşağıda imzaları olan İstanbul Eczacı Odası üyeleri olarak; Çağdaş Eczacılar meclisinde; İstanbul oda başkanı ve bir gurup arkadaşı tarafından meclis üyelerine dayatılan ‘sürekli başkanlık’ önerisini antidemokratik bulduğumuzu ve reddettiğimizi, İstanbul eczacı kamuoyunun bilgisine sunmanın gerekli olduğuna inanıyoruz.

On yıllar boyunca oluşturduğumuz, iç hukukumuza ve etiğine uymayan, örneğine sadece ilkel topluluklarda rastlanan ‘ sürekli başkanlık’ talebi, bize göre İstanbul Eczacı Odasında ortaya çıkan, ciddi bir yozlaşmanın göstergesidir.

1970 li yıllardan bu yana sadakat ile uyguladığımız Çağdaş Eczacılık Hareketinin bir programı vardır. Bu programa bağlı olarak hazırlanan tüzüğe göre;  Oda başkanlığı görevi, üç dönem (6 yıl) peş peşe yapılabilir. Üçüncü dönemin sonunda yeni bir başkan adayı ile seçime girilir. Seçim kazanıldığı takdirde yeni başkanın dönemi başlar.

Bugün oda başkanı olan arkadaşımız üç dönemi tamamlamış ve tüzüğümüz gereği yeni bir başkan adayını hep birlikte meclisimizde belirlememiz gerekmekteydi.  Ancak, İstanbul Eczacı Odası seçimine bir ay kala, mecliste başka adaylar ortaya çıktığı halde aynı kişi tekrar başkan adayı olmaya kalkışmış ve bunun içinde tüzük değişikliğini dayatmıştır. Geçmişe baktığımızda, bugüne kadar hiçbir oda başkanı bu kuralı yok saymayı düşünmemiştir ve seçime bir ay kala tüzük değişikliği talep etmemiştir.   

Türkiye de ‘tek adamlık’ siyasetinin geçerli kılındığı bu dönemde; Doksan yıllık Cumhuriyet ilkelerinin, AKP iktidarının başbakanı RTE tarafından yerle bir edilip, başkanlık sistemini dayatması anlaşılan bu arkadaşa ilham vermiştir.

Oda başkanının Meclis toplantısında yapılan tartışmalarda, yakalandığı öfke krizi esnasında söylediği  ‘Tüzük filan tanımam, İstanbul da ben çok popülerim, geçen seçimde liste dahi çıkaramadılar’ sözlerine bakılırsa, tıpkı RTE gibi bu arkadaşımızın da ‘iktidar sendromu’ hastalığına yakalandığı anlaşılmaktadır.

AKP li önemli bir dağıtım kanalının patronu ile ortak proje yapmak..

AKP milletvekili ve ileri gelenleri ile iftar yemeğinde poz vermek ve

AKP li ilçe belediye başkanına ricada bulunup Sağlık Bakanından eczacılar adına kolaylık istemek…

Bugüne kadar AKP iktidarına karşı, bazı konularda ki ‘sızlanmalar’ dışında ilkesel hiçbir eleştiri getirmeyen Oda Başkanı, bu politikayı; tabandaki, sayıları küçümsenmeyecek miktarda olan AKP li eczacıları kazanmak için yaptıklarını mecliste açıkça söylemek…

2010 Anayasa referandumunda ‘yetmez ama evet’ duruşunu esasta benimseyip, ancak yayın organında satır arasında ‘hayır’ deme takiyesine başvurmak…

Silivri yargılamalarından rahatsız olan ve tepki gösteren tabanda ki Çağdaş Eczacıların talebi ve Eczacının Sesi gurubunun önerisi ile Silivri ye otobüs kaldırmak ama başkan ve yönetim kurulu olarak Silivri ye gelmemek..

Bu yaklaşımlar, İstanbul Eczacı Odasının çağdaş, onurlu ve bağımsız çizgisinin terk edilip, AKP iktidarı ile iyi geçinmeyi politikalarının ekseni haline getirdiklerinin göstergeleri olmuştur.   

Eczacı Odası Meclisinde söz konusu dayatmayı yapan dar arkadaş gurubun önemli bir üyesi de İstanbul Ecza Kooperatifinin Başkanı olmuştur.  İstanbul Ecza Kooperatifinin 23 yıldan beri değişmeyen başkanı olan bu arkadaşımız;  İstanbul Eczacı Odası Meclisindeki tartışmalarda, kendisi gibi süreklilik isteyen Oda Başkanına en büyük desteği vermesi dikkat çekicidir.

Bu arkadaşlar, başkanı oldukları kurumların olanaklarını kullanmak suretiyle biri diğerine her bakımdan destek olarak, kollayarak iktidarlarını sürekli kılmanın yolunu bulmuş olduklarını düşünüyorlar. Oysa, Çağdaş Eczacılık Hareketinin ilkeleri gereği; bu örgütlerin başkanlığı, meslek mücadelesinin devrimci demokrat bir çizgide dürüstçe yapıldığı, asla bireysel çıkarların söz konusu olamayacağı görevlerdir. Kişisel ikbal yerleri değildir.  Bu temel ilke, uzun yıllar boyunca inançlı kadrolar tarafından taviz verilmeden uygulanmıştır. Bugün gelinen nokta ise tam bir yozlaşmadır ve Çağdaş Eczacılık Hareketi adına üzüntü vericidir.   

 

ÖYLE İSE VE ÖZETLE

a.   İstanbul Eczacı Odası ve İstanbul Ecza Kooperatifi yönetiminde olan bu kadro, Çağdaş Eczacılık Hareketinin antiemperyalist, antikapitalist, laik ve demokratik özünü boşaltmış ve tüketmiştir.

b.   Çağdaş Eczacılık Hareketinin ta başından beri titizlikle koruduğu örgütsel bağımsızlık ve insan emeğine verdiği yüksek değer kavramlarını hiçe saymış ve İstanbul Eczacı Odasının örgütsel bağımsızlığını, Anayasaya aykırı ve laiklik karşıtı eylemleri ile tescilli siyasi iktidarın isteklerine tabi kılmıştır.

c.   Bu kadro siyasi iktidar karşısında örgütsel ve mesleki kişiliğini ve çıkarlarını korumaktan acizdir, korkak ve siniktir.

d.   Bu kadro İstanbul eczacı Odasının kurumsal kişiliğini korumak ve yüceltmek yerine kendi kişisel ve grupsal çıkarlarını korumak ve yüceltmek yolunu tutmuştur.

e.   Bu kadro artık Çağdaş Eczacılık Hareketini temsil etmemelidir ve EDEMEZ.

NE YAPMALI

İstanbul da mesleğini yapmaya çalışan, ancak umutsuzluğu yaşayan; eczacı odasının etkinliklerine, eylemlerine katılmayı gereksiz gören binlerce eczacıyı tekrar mücadeleye inandırmalıyız.

Geçmişteki onurlu duruşumuzu hatırlamalıyız. Yaşadığımız kötü gidişin ve hak kayıplarımızın geri çevrilebileceğine inanmalıyız.

Gezi direnişi, halkın gözünde meşruiyetini yitirmiş AKP iktidarının geri püskürtülebileceğini göstermiştir. Eczacılar, halkın güvenini ve sevgisini kazanmış ve halkın içinde yaşayan insanlardır. Çok daha etkili mücadele ederler ve daha kolay sonuç alabilirler.

İstanbul eczacı odasının geçmişteki etkili muhalefeti Türkiye de ses getirebilmekteydi. Siyasi iktidarlar,  İstanbul ve diğer muhalefet odalarının görüşlerini almak gereğini duyarlardı. Oysa bugün TEB yöneticileri AKP li bakanlardan randevu alamıyorlar. O büyük İstanbul Eczacı Odası muhalefeti anlamsız bir TEB eleştirisine indirgenmiştir. İlaçta ve eczacılık meslek haklarında ki kayıpları gerçekleştiren küresel sermayenin, yani emperyalizmin taşeronluğunu Türkiye de yapan AKP iktidarıdır. TEB ni etkisiz halde kendine bağımlı kılan da odur. O halde mücadelenin adresi bellidir. İşte bu mücadele programına İstanbul da eczacıların inanması gerekmektedir.  

Günümüz Türkiye sinde, eczacı meslek topluluğunun üyeleri ekonomik ve demokratik çıkarlarına kendileri sahip çıkmadıkça, siyasi iktidarın temsilcileri kıllarını dahi kıpırdatmazlar.

Bugün bizim başımıza geldiği gibi; Eczacı örgütlerimizin başındakiler kişisel çıkarlarının peşinde ve eczacı odası siyasetlerini AKP ye yedeklemişler ise; iş başa düşmüş demektir. Bunun içinde, genci, yaşlısı tüm eczacıların, eczanelerinin dışına çıkmaları gerekmektedir…

İstanbul Eczacı Odasının tüm üyeleri, çağrımız sizedir!

Ecz Zafer Kaplan;  kapzafer@gmail.com

Ecz Sedat Güçlü;  asedatguclu@gmail.com

Ecz Cenap Sarıalioğlu;  cenapsarialioglu@yahoo.com.tr

Ecz Rıfat Güney

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat