Ecz.Şeyma ŞAHİN
Probiyotikler ve Yeni Yaklaşımlar
2. Bölüm
İNFLAMATUVAR BAĞIRSAK HASTALIKLARI
İnflamatuvar barsak hastalığında bakteriyel floranın rol oynadığını gösteren veriler şunlardır:
1) İnflamatuvar barsak hastalığı, gastrointestinal kanalda bakteri konsantrasyonunun en yüksek olduğu bölgelerde görülür.
2) Gaitanın doğal seyri saptırılırsa hastalıkta iyileşme görülmektedir.(ileostomiden sonra).
3) Yatkın kişilerde inflamasyonlu bölgelerden alınan barsak içeriği inflamasyonsuz bölgeye direkt olarak verilince o bölgede inflamasyon, ülser oluşması.
4) Normal commensal mikrofloraya karşı genetik olarak belirlenmiş immünolojik toleransın kaybını gösteren veriler.
5) Son yıllarda ortaya konan gen, immunite, bakteri arasındaki etkileşimlerin gösterilmesi. (Crohn hastalığına sahip kişilerin gaita örneklerinde Bifidobacteria’nın azaldığı saptanmıştır. Bifidobacterium, Lactobacillum, Streptococcus içeren probiyotiklerin kronik pouchitis olgularında etkili olduğu görülmüştür.)
Probiyotik bakterilerin türleri ve suşları arasında anlamlı farklılıklar vardır. Probiyotik bakterilerin inflamatuvar barsak hastalığında yararlı etkileri başlıca iki şekildedir:
1) Kalın barsakta kolonize olarak patojen mikroorganizmaların çoğalmasını inhibe ederler.
2) İnce barsak-kalın barsaktaki immun hücreler ile etkileşime girer ve mukozal bariyer sistemini güçlendirirler. Hem lokal hem de sistemik bağışıklık hücreleri bağırsaktaki bakteriler tarafından ayarlanmaktadır.
İnflamatuvar barsak hastalığında probiyotiklerin etki mekanizmaları:
1) Probiyotikler patojen mikro organizmalar ile epitele tutunmada yarışa girerler.
2) Epitelyal ve “gut-associated lymphoid” hücrelerin immun fonksiyonunu uyarırlar veya düzenlerler.
3) Probiyotikler bakteriosin, hidrojen peroksit, asetik asit, laktik asit gibi antimikrobiyal faktörler açığa çıkararak patojen mikropların çoğalmasını önlerler.
4) Probiyotikler mukozanın bariyer fonksiyonlarını güçlendirirler.
5) Probiyotikler lamina propriada T-hücre apoptosis’ini indüklerler.
Etki mekanizması yolakları:
Probiyotikler lümende; antimikrobiyal aktivite, immun yanıtı uyarır (s IgA artar), epitel katında; mukus sekresyonunu arttırır, epiteller arası bağlantıları (tight junctions) güçlendirir, epitele patojenlerin tutunmasını ve translokasyonunu engeller.
Lamina propriada (mukoza tabakasının bağ dokusu); immun hücrelerin fonksiyonlarını düzenlerler. TNF-α ve IFN-γ sekresyonunu azaltırlar IL-10 ve TGF-b‚ sekresyonunu arttırırlar, T (reg) hücrelerini uyarırlar, T hücre apoptozisini indüklerler, dentritik hücre aktivasyonunu regüle ederler.
ÇÖLYAK HASTALIĞI
· Çölyak hastalarında gram negatif bakteri popülasyonu çok yüksektir.
· Pediyatrik çölyak hastalarında ise Bacteroides, Staphylococcus, Salmonella, Shighella and Klebsiella suşları çok fazladır.
· Lactobacillus–Bifidobacterium Bacteroides–E. Coli oranı çölyak hastarında ciddi oranda azalmıştır.
IBS
· T hücre üretimi azalmış, proinflamatuvar ajan olan Th17 artmıştır.
· Proteobakteri sayısının artması le beraber antimikrobiyal dual oksidaz ekspresyonunda anormal artış vardır.
· Hastada bakteriyel fermantasyon sonucunda hidrojen ve metan nefes kokusu söz konusudur.
· Çocuk hastaların dışkılarında Haemophilus parainfluenzae yüzdesinde artış vardır.
· İBS’de çok sayıda araştırma probiyotiklerin faydalı etkilerini ortaya koymuştur. Paralel gruplu plasebo kontrollü bir çalışmada Bifidobacterium infantisin gastrointestinal belirtilerde belirgin iyileşme ortaya koyduğu gösterilmiştir
· IBS’ te Firmicutes ların Bacteroides lere oranı artmıştır. Buna karşın tek sebepte bu değildir aynı zamanda Laktobasil ve Bifidobakteri türleri azalmıştır. Clostridium, Ruminococcus ve Streptococcus türleri sağlıklı insanların dışkısına göre 1.5 kat artmıştır. IBS’ te Bifidobakterilerin sayısının azalması karın ağrılarına eşlik etmektedir.
· Bifidibacterium lactis IBS i olan kişilere verildiğinde karın ağrılarında ve şikayetlerinde azalma, gaz ve ditansiyonda azalma yapmıştır. IL-10IL-12 oranı proinflamatuvar sürecin göstericisidir. IBS li kişilere verilen probiyotikler ile inflamasyon gelişimi azalmıştır.
· 2013 yılında tamamlanan 1793 kişinin katıldığı 15 çalışmada IBS ‘ in total tüm semptomlarına olumlu etkileri olduğu gözlenmiştir. Bazı meta analliz çalışmalarında ise bu etkinlik gözlemlenmemiştir. Etkisizlik farklı çalışamalrda kullanlan farklı suşlara ait olduğu yorumlanmıştır. Örneğin, IBS hastalarında yararlı olan suşlar Bifidobacterium breve, Bifidobacterium longum, Lactobacillus acidophilus’ tur. Streptococcus salivarius ssp. thermophilus, Bifidobacterium animalis, Bifidobacterium infantis, Lactobacillus casei, Lactobacillus plantarum, Lactobacillus bulgaricus, and Saccharomyces boulardii suşlarının etkinliği yoktur.
· Fakat sayısı az da olsa bazı çalışmalarda Lactobacillus casei, Lactobacillus plantarum’ da abdominal distansiyonu azalttığına dair veriler mevcuttur.
· Lactobacillus tülerinden özellikle L. rhamnosus GG ve L. Acidophilus IBS şiddetini ve sıklığını azaltmıştır.
CROHN’S HASTALIĞI
· Enterobacteriaceae, Pasteurellacaea, Veillonellaceae ve Fusobacteriaceae seviyeleri artmıştır. Erysipelotrichales, Bacteroidales and Clostridiales sayıları azalmıştır.
· Bacteroides fragilis (B. fragilis) sayısında ciddi bir artış vardır.
· Oksidatif streste belirgin bir artış söz konusudur. Bu da besin taşınması ve transportunda dolayısı ile karbonhidrat metabolizması ve aminoasit biyosentezinde bozunmalara yol açar.
· Lösin, izolösin, valin, lisin, alanin, tirozin, fenilalanin, glisin, glutamat, aspartat metabolizmasında malabsopsiyon söz konusudur.
ÜLSERATİF KOLİT
· Bifidobacteri ve Clostridium leptum (karbonhidrat fermente edebilen bakteri, sayıları azalır ise KZYA oluşumunu azalır) seviyeleri azalmıştır.
· Lactobacillus delbruekii ve Lactobacillus fermentum ülseratif koliti olan hastalarda kolonik dokuda 8 haftada TNF alfa seviyelerini belirgin derecede azaltmıştır.
HIV
· HIV bulunan hastaların mikrobiyotalarına bakıldığında Proteobacteria sayıları artmış, Firmicutes sayıları azalmıştır.
· HIV virüsüne karşı laktik asit bakterileri yararlı bulunmuştur.
· HIV hastaları antiretroviral ilaç ile tedavi altında iken bağırsak florası bozulmaktadır. Bütirat üreten bakteri sayıları azalmıştır ve KZYA üretimi azdır.
NEKROLİZAN ENTEROKOLİT
· Propionibacterium sayısının doğumun ilk haftalarında az Staphylococcus ve Enterococcus türlerinin sayıca fazla olması nekrolizan enterokolit riskini arttırır.
· Nekrolizan enterokolit hastalarında gamma proteobakteri sayıları GI kanalda daha fazladır. Antibiyotik kullanımı bu ihtimali daha çok artırmaktadır.
ALERJİ VE OTOİMMUN HASTALIKLAR
· Alerji ve otoimmun hastalıklarda Laktobasil türevlerinin yardımcı olduğu görülmüştür. Aynı zamanda otoimmun inflamatuvar hastalıklarda Bifidobakteri türleride in vitro etkinliği görülmüştür.
· Laktik asit bakterileri inflamatuvar hastalıklarda IL ve TNF üzerine etki eder. Yine aynı şekilde alerji kısmında da Laktobasil türevlerinin yararı görülmüştür. Bifidobakterilerin içerisinde antiinflamatuvar ve alerji kısmında en çok etkili olan B. longum’ dur. (Bunu melanosit stimule edici hormona etkisi ile yapmaktadır.)
ROMATOİD ARTRİT
· Ankilozan spondilit ve romatoid artritte mikrobiyomların rolü vardır. T regülatör hücrelerin öncülüğünü yapan organizmalar azalır fakat Th17 hücre popülasyonunu arttırıcı bakteri sayısı bu hastlarda artar ki Th 17 inflamasyona sebep olur.

ÜSYE
· Streptococcus salivarius K12 ise Streptococcus pyogenes and Streptococcus pneumonia ya karşı koruma sağladığı gibi farenjit, tonsillit ve otitis media’ ya karşı korur.
MİDE ÜLSERİ
· L. lactis, H. Pylori lipoprotein Lpp20 ( H. Pylori patogenezinde rol oynar) ye karşı immun cevabı ortaya çıkarıır.
· Bacillus subtilis sporları yüzeyde H. Pylori üreaz B proteinini eksprese eder. (B. subtilis sporları ayrıca tüberkülozdan sorumlu olan Mycobacterium tuberculosis’ e karşı antijen gelişimini arttırdığı için tüberküloz aşılarının içinde de bulunmaktadır. )
BAĞIŞIKLIK
· Science dergisinde yayınlanan bir makaleye göre perinatal dönemde oluşan mikrobiyota çeşitliliği naturel killer T lenfositler üzerinde ömür boyu devam eden bir etki meydana getirir.
· Mikrobiyota ve barsak mukozası arasındaki etkileşim, IL-8 ve IL-1 gibi proinflamatuvar, IL-10 ve TGF-B (transforming growth factor B) gibi çeşitli sitokin ve kemokinlerin üretimini düzenlemektedir.
· Bağırsaklarda yaşayan bakteriler insan hücreleriyle etkileşim halindedir. TLR (toll-like reseptör)’ler ile olmaktadır. Bağışıklık sisteminde TLR’lerin 10 tipi tanımlanmıştır. Bu reseptörler sitokin üretim yolağının ilk basamağıdır ve nöronlarda yaygın şekilde bu-lunmaktadır
· Probiyotikler de IL-10 düzeylerini arttırmaktadır.
· Germ free fareye oral yoldan kommensal bakteri verince IL-10 sentezi ve düzeyinde artış görülmüştür.
· İmmun sistemin bağırsaklardaki temel hücrelerinden biri olan subepitelyal dendritik hücreler dentritlerini epitel hücreleri arasından barsak lümeni içine uzatırlar ve lümendeki bakterileri ve onların metabolitlerini toplarlar. Bu içerik lenf nodlarında dentritik hücrelerden T hücrelerine aktarılır.
SIZDIRAN BAĞIRSAK HİPOTEZİ
· Bağırsak epiteli vücuttaki en geniş mukozal yüzeydir. Sağlıklı durumda intestinal epiteldeki sıkı bağlantı (tight junction) proteinleri (oklidin, adezyon molekülü ve zonula okludens) ile mukus tabakası, bakteriler ve yabancı antijenler için fiziksel bir bariyer oluşturur.
· Zonula şu anda gaitada bakılan ve buna göre hastanın tedavisi için belirlenen parametrelerden birtanesidir.
· Artan zonulin seviyeleri bağırsak bariyeri işlevinin azaldığını ve bağırsak geçirgenliğinin (leaky gut) arttığını göstermektedir. Artan bağırsak geçirgenliği kronik inflamatuvar bağırsak hastalıkları, diyabet, çölyak hastalığı ve bazı otoimmün hastalıklar nedeni olabilir.
· Bağırsak bariyerinde geçirgenliğin artışı; gıda toleransının bozulmasına, lokal ve sistemik inflamasyon gelişimine sebep olabilir.
· Mikrobiyota değişimiyle bağırsak epitel duvarında mikro hasarların meydana gelmesi ve bağırsak epitel geçirgenliğinin (permeabilite) artmasıyla mikroorganizmaların ürettiği zararlı maddeler sistemik dolaşıma karışmaktadır.
· İnterferon alfa gibi inflamatuvar sitokinlerin depresyona yol açtığı ve antidepresan ilaçlarla engellenebildiği bilinmektedir. Antidepresanların monoaminler üzerine etkisine ek olarak güçlü immunoregulatör sitokin IL-10 üzerinden inflamasyonu baskılayarak da antidepresan etki oluşturduğu düşünülmektedir.
v Aşağıdaki tablo bir gaita örneği olup mikrobiota ve zonulin açısından incelenmiştir.



BAĞIRSAK MİKROBİYOTASININ BEYİN İŞLEVLERİ ÜZERİNDEKİ ROLÜ

· Karbonhidrat ağırlıklı diyetlerin fermantasyonu sonucu kısa zincirli yağ asitleri oluşmaktadır ve sistemik dolaşıma karışarak beyin işlevlerini etkilemektedir. Nervus vagus ise beyin ile mide ve bağırsaklar arasında doğrudan bağ kurmaktadır. Bağırsaklardaki hormonal, sinirsel ve ilginç şekilde bakteriyel değişim nervus vagus üzerinden beyne iletilmektedir. Barsak mikrobiyotası BDNF (beyin kaynaklı nörotrofik faktör), siniptofizin, PSD-95 gibi pek çok nörotrofin ve protein salgılayarak beyin gelişimi ve plastisitesi üzerinde etkili olduğu gösterilmiştir.
· Bağırsak mikrobiyotası ile beyin kimyası arasında bilinen yolaklar; bağışıklık sistemi, nöroendokrin sistem, HPA aksis (hipotalamik pitituvar adrenal aksis), kısa zincirli yağ asitleri, triptofan ve vagus sinir, bağırsak mikrobiyotası, enterik sinir sistemini de kapsayan sempatik ve parasempatik sinir sistemi kollarıdır.
· Mikrobiyal disbiyozis nöropsikiyatrik problemler, otizm, depresyon, anksiyete, proinflamatuvar sitokinlerde artış, oksidatif streste artış, GI fonksiyonlarda değişim, mikrobesin ve omega 3 seviyelerinde azalmalara sebep olur.

ŞİZOFRENİ
· Şizofrenide bağışıklık sistemi sorunları üzerine çok sayıda araştırma yapılmıştır.
· Şizofrenlerde romatoid artrit görülme oranı düşük bulunmuştur. İnflamatuvar sitokin interlökin-1 (IL-1) reseptör antagonisti şizofrenlerde yüksektir ve bunun hastayı romatoid artritten koruduğu düşünülmektedir.
· Şizofrenlerde antigliadin antikorların ve gluten hassasiyetinin artmış olduğu gösterilmiştir. Gluten hassasiyeti ile otizm ve şizofreni gibi hastalıklar arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Şizofrenlerde kazein antikorları da artmıştır
· Yapılan çalışmalarda her ne kadar şizofrenide mikrobiyota önemine değinilse de yapılan çalışmalarda kesin etki ettiğine dair veriler mevcut değildir. Komplike bir rahatsızlık olup içinde metabolik sendrom da değerlendirilmelidir.
ANKSİYETE VE DEPRESYON
· Mikrobiyota ve probiyotik tedaviler üzerine son yıllarda ilgi artışı olsa da depresyonda ilk probiyotik tedavi 1910’da uygulanmıştır.
· Hayvan çalışamlarında probiyotikler plazma triptofan konsantrasyonunu arttırmış, frontal kortekste serotonin metabolit konsantrasyonunu düşürmüş, amigdoloid kortekste dopamin metabolit konsantrasyonunu arttırmıştır.
· Lactobacillus helveticus ve Bifidobacterium longum (3x1012 CFU/1.5 g sachet) 30 gün boyunca sağlıklı yetişkinlere verildiğinde zihin sağlığında belirgin değişim olmuştur.
· Mikrobiyota nöroaktif maddeler ve bunların prekürsörlerini (triptofan) salgılatır. Gram negatif endotoksinler gibi duygudurum ve kognitif fonksiyonlara indirekt etki eder.
· Lactobacillus rhamnosus ve Bifidobacterium infantis alan deneklerde depresyonun azaldığı kaydedilmiştir. Bu probiyotik etkileri sitalopram benzeri etki göstermiştir. Lactobacillus helveticus ve Bifidobacterium longum yine aynı şekilde benzer etkiler göstermiştir.
· L. casei alan kişilerde plasebo grubuna göre kronik yorgunluk sendromunda daha iyi sonuç alınmıştır.
· Glukozla beslenmiş farelerde deneysel olarak yükseltilmiş hipotalamopituiter adrenal (HPA) eksen cevabı ve depresyon, sadece tek bir bakterinin, Bifidobacterium infantis’in verilmesiyle geriye döndürülebilmektedir. Bifidobacterium infantis yenidoğan barsağında ve probiyotik ilaçlarda baskın şekilde bulunmaktadır. Antidepresan etki göstermesi nedeniyle bu bakteri “psikobiyotik” olarak tanımlanmıştır.
· Sağlıklı gönüllüler üzerinde yaptığı çift kör plasebo kontrollü ve randomize paralel gruplu çalışmada ise denekler 30 gün boyunca L. helvetikus ve B. longum ya da plasebo almıştır. Psikiyatrik parametreler testerle (Hopkins symptom checklist, hospital anxiety and depression scale, the perceived stress scale ve coping checklist) değerlendirilmiştir. Her gün düzenli şekilde probiyotik kullanan deneklerde psikolojik stres düzeylerinin gerilediği, idrar serbest kortizol seviyesinin düştüğü tespit edilmiştir.
· 28 gün Lactobacillus rhamnosus verilen farelerde hem anksiyete hem depresyon puanlarında düşüş saptanmıştır.
· Yüksek yağlı diyetle elde edilen anksiyete benzeri davranış 21 gün Lactobacillus helveticus verilmesiyle önlenirken, IL-10 yoksunu farelerde aynı uygulama yapıldığında anksiyetede değişiklik elde edilememiştir.
· Lactobacillus farciminis verilmesinin farelerde strese HPA eksen cevabını (ACTH, kortikosteroid düzeyi, CRH düzeylerini) düşürdüğü görülmüştür.
· Laktobasiller ve bifidobakteriler monosodyum glutamattan gama amino butirik asit (GABA) sentezleyebilmektedir.
· Eschecichia, bacilllus ve sacromicesler norepinefrin, candida, streptococ, eschecichia ve enterococlar serotonin üretirken bacillus ve serracialar dopamin üretmektedir.
· Bifidobacterium infantis’in oral yoldan verildiği ratlarda plazma triptofan düzeylerinde artış görülmüştür.
· Lactobacillus acidophilus beyin sapındaki kanabinoid reseptörlerinin ekspresyonunu arttırmaktadır. Diğer yönden mikropsuz (germ free, GF) farelerde plazma serotonin düzeyleri yüksek bulunmuştur.
· Bağırsak mikrobiyota çeşitliliği diyet, ilaç ve stres etkisi altında değişebilmektedir. Kemirgenlerde 21 günlük olanzapin uygulamasından sonra protobacteria ve actinobacteria düzeylerinde azalma ve firmicutes düzeylerinde artma saptanmıştır
· Anneden ayrılma yoluyla sağlanan prenatal stres, rhesus maymunlarında bifidobakteri ve laktobasillerin düzeylerinde düşüşe neden olarak mikrobiyotayı değiştirmektedir. Ratlarda anneden ayrılmanın henüz üçüncü günde bile fekal lactobacillus düzeylerinde düşüşe neden olduğu ve mikrobiyata üzerinde etkisinin uzun süre devam ettiği gösterilmiştir.
OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU
· Nature dergisinde önemli bir gelişme olarak bilim dünyasına duyurulmuştur. Otistik çocuklarda bifidobakter türlerinde düşüklük, lactobacillus türlerinde yükseklik ve ayrıca bacteroides türlerinde de yükseklik saptanmıştır.
· Yüksek karbonhidratlı beslenme sonucunda bağırsaklarda kısa zincirli yağ asitlerinin üretiminin arttığı ve bunların sistemik dolaşıma karışmasıyla otistik davranışlara neden olduğu yönünde görüşler de vardır.
· Fare deneylerinde beslenme tarzı değişikliklerinin bağırsak mikrobiyotası çeşitliliğinde farklılaşmaya yol açarak öğrenme ve hafıza işlevlerini etkilediği gösterilmiştir. Bilişsel işlev bozukluklarının doğrudan mı yoksa anksiyeteye neden olarak mı ortaya çıktığı bilinmemektedir.

ALKOL BAĞIMLILIĞI
· Alkol, bağırsak mukoza duvarını zayıflatarak bakteri kaynaklı lipopolisakkarit ve pepti-doglikanların (bakterilerin hücre duvarinin koruyucu özellige sahip en önemli yapitasidir) sistemik dolaşıma karışmasını kolaylaştırmaktadır.
· Bu maddeler periferik kandaki mononükleer hücrelerde yer alan TLR-4 ve TLR-2 reseptörlerine tutunarak proinflematuvar sitokinlerin (IL-1beta, IL-8 ve IL-18) salgılanmasına neden olmaktadır.
· Mikrobiyota ve alkol bağımlılığı üzerine az sayıda araştırma yapılmıştır. Leclercq ve arkadaşlarının yaptığı ilk çalışmada 63 alkol bağımlısı incelenmiştir. Kronik alkol tüketiminin inflamatuvar süreçleri aktive ederek IL düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Bu IL düzeyleri ile alkol tüketimi ve alkol isteği düzeyleri arasında korelasyon saptanmıştır.
· Aynı ekip ikinci çalışmasında alkol bağımlılığında bağırsak geçirgenliğinin rolünü araştırmıştır. Barsak geçirgenliği alkol bağımlılığının şiddeti ile orantılı bulunmuştur.
Tablo Flora değişiminin gastrointestinal sistem üzerine etkisi
Etki mekanizması
İntestinal permeabilitede artış ↓ tight-junction protein ekspresyonu(ZO-1)
↓ butirat üreten bakteri konsantrasyonu
↓ mukus tabakası
↑ müsin azaltan bakteri
İntestinal motiliteye etkisi enterik glial hücre sayısında ve dağılında değişiklikler
Safra asitleri ile beraber bakteriyel hidroliz ürünlerinde değişim
Enterik nöronlardan çıkan mikrobiyal metabolitlerde ve bakteriyel LPS lerde değişim
İntestinal duyatlılıkta artış ↓ kolonik distansiyonda ağrı eşliği
↑ iç organlarda hipersensitiviteye neden olan H2 ve hidrojen sülfit üretiminde artış
↑ bağırsak inflamasyonu
Bağışıklıkta bozulma ↑ CD3, CD4, CD8 lenfositleri lamina propria ve intraepitelya
↑ çekumda mast hücre yoğunluğunda artış
↑ seratonerjik sistem modülasyonu ile TLR4 ve TLR5 gibi baketiyel bişeliği algılayan TLR ekspresyonu
Beyin- bağırsak aksisi modülasyonu ↑bakteriyel LPS lerin sistemik dolaşıma girmesinden kaynaklı sitokin insalamasyonu
↑KZYA ve mitokondriyal fonksiyonları azalmasını sağlayan metabolit üretimi
↑serotonin biyosentezi ile beraber sinir hücresi bölünmesinde ve farkılaşmasında
↑sinir uçlarının uyarılmasına neden olan peptidler
ANTİBİYOTİK TEDAVİSİ SIRASINDA VE SONRASINDA
· Lactobacillus rhamnosus akut enfeksiyon ve post antibiyotik gastroenteritlerinde verilmesi gereken probiyotik suşlarından birtanesidir.
· Fakat en çok işe yarayan mayalardır. Çünkü antibiyotikler iyi bakterileri de öldürücü etkinliğe sahiptir.
· Antibiyotik tedavisi tamamen kesildikten 1 hafta sonra probiyotik takviyelerine başlamak fakat bu sırada maya kullanmak daha doğru etkinlik sağlamada yararlı olacaktır. Fakat bazı yayınlar bu şekilde değildir saat farkı ile probiyotik kullanımının olabileceği doğrultusunda makaleler de mevcuttur.
· Farelerde Lactobacillus paracasei takviyesi ile antibiyotiği indüklediği iç organ ağrısında ve stresin tetiklediği bağırsak permeabilitesi ve duyarlılığında olumlu sonuçlar kaydedilmiştir.
· Yine farelerde Lactobacillus farciminis stresin indüklediği hiperpermeabilite ve endotoksemi ve HPA aksisi stres karşı koruma ve nöroinflamasyonu azaltmıştır.
· Danimarka’ da yapılan bir çalışmada doğumdan 80 hafta önce ve 80 hafta sonra antibiyotik kullanan annelerin bebeklerinde astım görülme ihtimalini %78 arttırdığı kaydedilmiştir.
· Günümüzde çok sık görülen obezitede antibiyotik kullanımı ile ilişkilendirilmektedir.
KANSER
· Kolorektal kanser görülme oranı çok yüksek olan kanser çeşitleriden biri olup Asya’ da görülme oranı da giderek artmaktadır.
· Laktobasil türlerinde olan Lactobacillus casei ve L. rhamnosus GG MMP-9 aktivitesini inhibe eder ve HCT-116 olarak bilinen kolon kanseri hücrelerinde protein seviyelerini azaltır.
· Bacteroides ve Clostridium türleri kolon ca görülen kişilerde çok fazladır.
· Mikrobiyota tarafından yapılan özellikle butirat kolon ca hücrelerini öldürmektedir.
GEBELİK
· Lactobacillus rhamnosus ile gebelik dönemi boyunca verilen 423 gebe 2 yıl boyunca izlenmiştir. Gebelikle bu grubu alan kadınlarda lohusalık depresyon ve anksiyete skorlarında azalma kaydedilmiştir.
ORAL LİKEN PLANUS
· OLP olan kişilerde kortizol seviyeleri sağlıklı erişkinlere göre yüksektir ki HPA aksis ile bağlantılıdır. Lactobacillus helveticus ve B. Longum 30 gün boyunca verildiğinde T- hücre aktivitesini inhibe eder, proliferasyon ve infiltrasyonu azaltır, keratinosit apoptozisini, NF-kB sinyalizasyonunu, MMP-9 ekspreyonu ve mast hücre degranülasyonu sağlar. Treg hücreleri regüle eder. Sitokin ve mikro RNA regüle eder.
· TNF-α inhibisyonuna bağlı olarak OLP de kerotinosit apoptozisini tetiklemiştir. Buna karşın, probiyotikler IL-4 ve IL-10 üretimini önleyememiştir. ( Örn; OLP’ de Th1 ve Th17 immun cevabı arttırır. IL-4 ve IL-10 proinflamatuvar sitokin salınımı arttırır.)
İLAÇ METABOLİZMASI VE MİKROBİYOTA
Şu ana kadar yaklaşık 60 ilacın ince bağırsakta mikrobiyomlarca metabolize olduğu bilinmektedir. En iyi bilinenler; digoksin, irinotekan ve NSAI ilaç olan diklofenaktır.
Kanser ilacı olan doksorubisin %40-50 oranında feçes ile atılır ve mikrobiyota vücuttan atılmasında önemlidir. Aynı şekilde antrasiklin grubu kemoterapötikler de aynı etki bağırsak mikrobiyotası tarafından yapılır. (Streptomyces grubu tarafından) İrinotekanın toksisitesi bağırsaklardaki beta glukoronidaz ile önlenir.
En sık kullanılan diyabet ilacı olan metforminin bağırsak mikrobiyotasını modüle ederek etki ettiği gösterilmiştir. Bunun yanında mikrobiyota ile etkileşinde olan diğer ilaç akarbozdur.
Birçok antidepresan ve antipsikiyatrik ilaç mikrobiyota üzerinden etkilidir. Bazıları antibakteriyel etkinliktedir. Örneğin bir MAOI olan iproniazid aynı zamanda tüberkülostatiktir. Fenotiyazinler antienfektif özellik gösterir. (Tiyoridazin tüberkülosatatiktir.)
Günümüz antidepresanlarından olan SSRI’ lar bakteriyel efluks pompa sistemini inhibe eder.
Gram pozitif basil olan Eggerthella lenta’ ya ait sitokrom oksidazlar ile digoksinin kardiyak toksisitesini azaltır. ( Eggerthella lenta aslında bir patojendir)
Yine aynı şekilde NSAI ilaçlar, PPI (proton pompası inhibitörleri, olanzapin, risperidon gibi antipsikiyatrik ilaçlar, ezetimib- simvastatin gibi bazı statin türevleri, bazı kortikosteroidler yapılan hayvan ve insan deneylerinde mikrobiyota üzerinden etkinlik göstermiştir.
Makrolid grubu antibiyotikler Actinobacteria ve Frimicute sayılarını azaltırken Bacteroides ve Proteobacteria sayılarını arttırır. Hayatının ilk 2 yılında bu grup antibiyotiği kullanan çocukların kilosunda ve astım görülme olasılığında artış kaydedilmiştir. Penesilin grubu antibiyotiklerin bu yan etki olasılığı makrolidlere göre çok düşüktür.
Vankomisin Firmicute ları azaltır ve Proteobacteria ları arttırır. Penisilinler Firmicute’ ları azaltır ama bu etki vankomisine göre çok düşüktür.
Siprofloksasin Firmicute ve Actinobacterileri azaltır buna karşın Bacteriodesleri arttırır.
Klindamisin yapılan çalışmalarda hem Bifidobakterileri hem de Laktobasilleri azaltmıştır.
Amoksisilin Proteobacteria arttırmıştır.
Alkol alımı ile beraber özellikle LGG gruplarında azalma meydana gelmiştir. Sigara içimi özelikle gastrik flora ile ilişkili olup kolon olarak Crohn ve ülseratif kolit gelişimi ile bağlantısı görülmüştür.

Probiyotik içerikli takviyeler 2015 yılında büyümesi 35 milyon dolara ulaşmıştır. Bu sayının 2020 yılında 48 milyon dolara ulaşması bekleniyor. Hayat bu kadar değişirken probiyotik kavramından biraz daha çıkıldı “probiyoaktif “ terimi 2010 yılında hayatımıza girdi. Probiyoaktifler doğrudan probiyotik mikroorganizmlar ile bağdaştırıldı ve 2 şekilde bulundu:
1. Bakteriyosin, ekzopolisakkarit (EPS) ya da ürettiği diğer enzimler (takviyelerde veya yiyecekler vasıtası ile doğrudan bulunabilir.)
2. Fermente yiyeceklerden doğrudan üretim. (Örneğin süt kazeininden hidrolize peptidler)
Fermente ürünler prebiyotik ihtiyacını karşılar böylece probiyotik mikroorgnizmaların besini karşılanmış olmakla beraber aynı zamanda insan sağlığına yararlı folat üretimine de katkı sağlamış olur. Yeni bir dönem kapısı probiyotiklerin daha farklı konumlandırılmasını ilerleyen yıllarda sağlayabilir.
Önce var olanı beslemek yani prebiyotiklerin önemi ve suşların prebiyotikler ile beslenmesi yeni çağın beklenen tedavi yöntemi olacak…
Tıpkı Zeus ve İo arasındaki aşkın farklı noktalara ve farklı kahramanlara vardığı gibi…
İo, sinekten duyduğu rahatsızlık nedeniyle başını bir sağa bir sola sallarken boynuzlarını çeşitli yerlere vurur. Bu sırada ortaya çıkan devasa yarıklardan biri de Haliç’tir. İo bu iç denizi altın boynuzu ile oluşturduğu için Haliç’in adı İngilizce’de altın boynuz anlamına gelen “Golden Horn” kelimesi ile adlandırılır. Haliç’i geçmesinin ardından bir kız çocuğu da doğurur İo. Kızının adını Keroessa koyar. Uzun yıllar sonra Keroessa büyüyüp genç bir kız olacak ve deniz Tanrısı Poseidon ile evlenecektir. Ondan Byzas adında güçlü bir oğul getirir dünyaya. Byzas İstanbul’da doğduğu için buraya bir şehir kurmaya karar verir ve Apollon ile babası Posedion’dan yardım alarak, şehrin etrafını o binlerce yıl yıkılamayacak olan surlarla çevirir. Sonrasında da defalarca kez savaşıp, kurucusu olduğu İstanbul’u düşmanlarından korumayı başarır. Kimbilir insan vücudu denilen şehri surlarla çevirip kurtaracak olan değişecektir. Adı prebiyotik olacaktır, ilerleyen çalışmalarda…
Hikayeler güzeldir, hikayelerle kalın…
Ecz. Şeyma Şahin

Referanslar
1. Chua K.J, Kwok W.C, Aggarwal N, Sun T and Wook Chang M. Designer probiotics for the prevention and treatment of human diseases. Current Opinion in Chemical Biology 2017, 40:8–16
2. Özden A. İnflamatuvar Barsak Hastalığında Probiyotiklerin Yeri. Güncel gastroenteroloji 12/2. Haziran 2008.
3. Kober MM, Bowe WP. The effect of probiotics on immune regulation, acne, and photoaging. International Journal of Women’s Dermatology 1 (2015) 85–89
4. Tarlovsky V.F, Marquez-Barba M.F, Sriram K. Probiotics in dermatologic practice. Nutrition 32 (2016) 289–295
5. Evrensel A, Ceylan M E., Bağırsak Beyin Ekseni: Psikiyatrik bozukluklarda Bağırsak mikrobiyotasının rolü. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar. 2015; 7(4): 461-472
|
|
6. Ping Lin a, Qingtian Li b,⇑ Can gut flora changes be new biomarkers for depression? Frontiers in Laboratory Medicine 1 (2017) 129–134
7. Nicola Principi a, Rita Cozzali b, Edoardo Farinelli b,Andrea Brusaferro b, Susanna Esposito. Gut dysbiosis and irritable bowel syndrome: The potential role of probiotics. Journal of Infection, 2017.
8. Laura Steenbergen a,b,⇑, Roberta Sellaro a,b, Saskia van Hemert c, Jos A. Bosch d, Lorenza S. Colzato . A randomized controlled trial to test the effect of multispecies probiotics on cognitive reactivity to sad mood. Brain, Behavior, and Immunity 48 (2015) 258–264
9. J.-Y. Lee et al. Effects of 12 weeks of probiotic supplementation on quality of life in colorectal cancer survivors: A double-blind, randomized, placebo-controlled trial. Digestive and Liver Disease 46 (2014) 1126–1132
10. R.F. Slykerman et al. Effect of Lactobacillus rhamnosus HN001 in Pregnancy on Postpartum Symptoms of Depression and Anxiety: A Randomised Double-blind Placebo-controlled Trial. EBioMedicine 24 (2017) 159–165
11. X. Han et al. Probiotics: A non-conventional therapy for oral lichen planus Archives of Oral Biology 81 (2017) 90–96
12. G. Akkasheh et al. Clinical and metabolic response to probiotic administration in
patients with major depressive disorder: A randomized,double-blind, placebo- controlled trial Nutrition 32 (2016) 315–320
13. L.K. Stenman et al. ProbioticWith orWithout Fiber Controls Body Fat Mass, AssociatedWith Serum Zonulin, in Overweight and Obese Adults—Randomized Controlled Trial EBioMedicine 13 (2016) 190–200
14. L.A. Brenner et al. Growing literature but limited evidence: A systematic review regarding prebiotic and probiotic interventions for those with traumatic brain injury and/or posttraumatic stress disorder Brain, Behavior, and Immunity 65 (2017) 57–67
15. E.B.-M. Daliri, B.H. Lee. New perspectives on probiotics in health and disease Food Science and Human Wellness 4 (2015) 56–65
16. D. Gayathri, B.S. Rashmi. Mechanism of development of depression and probiotics as adjuvant therapy for its prevention and management. Mental Health & Prevention 5 (2017) 40–51
17. C.G. Tsiouris, M.G. Tsiouri. Human microflora, probiotics and wound healing Wound Medicine 19 (2017) 33–38
18. M.I. Martínez-Martínez et al. The effect of probiotics as a treatment for constipation in elderly people: Asystematic review Archives of Gerontology and Geriatrics 71 (2017) 142–149
19. Altuntaş Y, Batman A. Mikrobiyota ve metabolik sendrom. Turk Kardiyol Dern Ars 2017;45(3):286–296
20. Kuzu F. Bağırsak Mikrobiyotasının Obezite, İnsülin Direnci ve Diyabetteki Rolü. Journal of BSHR 2017;1(Special Issue):68-80
21. K. Maniar et al. A story of metformin-butyrate synergism to control various pathological conditions as a consequence of gut microbiome modification: Genesis of a wonder drug? Pharmacological Research 117 (2017) 103–128
22. Maier L and Typas A. Systematically investigating the impact of medication on the gut microbiome. Current Opinion in Microbiology 2017, 39:128–135
23. Lizumi et al. Gut Microbiome and Antibiotics. Archives of Medical Research 48 (2017) 727-734
24. G. Capurso, E. Lahner. The interaction between smoking, alcohol and the gut microbiomeBest Practice & Research Clinical Gastroenterology 31 (2017) 579-588