Ecz. Özcan Kekeç

6 Şubat 2023: ASRIN FELAKETİ VE DEPREM GERÇEĞİ...

6 Şubat 2023 sabahı, saatler 04.17’yi gösterdiğinde yalnızca şehirler değil, milyonlarca insanın hayatı da sarsıldı. Kahramanmaraş merkezli depremler; on bir ili etkileyen, binlerce canı aramızdan alan, yüz binlerce insanı evsiz bırakan ve hafızalara “asrın felaketi” olarak kazınan büyük bir yıkım bıraktı geride.

Bu tarih, yalnızca bir doğal afetin değil; ihmalin, hazırlıksızlığın ve deprem gerçeğiyle yüzleşmekte gecikmenin de sembolü oldu. Deprem, doğanın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Anadolu coğrafyası, tarih boyunca sayısız büyük sarsıntıya tanıklık etmiş bir faylar ülkesidir. Bu nedenle asıl felaketin deprem değil, depreme karşı hazırlıksızlık olduğu gerçeği bir kez daha acı biçimde ortaya çıktı. Yıkılan binalar yalnızca beton yığınları değildi; içinde hayaller, anılar, umutlar vardı. Her enkazın altında yarım kalmış bir hayat, susmuş bir çocuk sesi, bekleyen bir anne duası saklıydı.

Bu büyük acı, dayanışmanın en güçlü hâlini de gösterdi. Türkiye’nin dört bir yanından, hatta dünyanın farklı ülkelerinden insanlar yardım için seferber oldu. Soğuk kış günlerinde bir battaniyeyi paylaşanlar, bir lokma ekmeği bölüşenler, tanımadığı birinin elini tutanlar...

Tüm bu görüntüler, yıkımın ortasında insanlığın hâlâ dimdik ayakta olduğunu hatırlattı. Acı büyüktü ama merhamet de büyüktü.

Ancak yas tutmanın ötesinde bir sorumluluk var: Unutmamak ve ders çıkarmak. Deprem gerçeğiyle yüzleşmek; sağlam yapılaşmayı, bilimsel şehir planlamasını, afet eğitimini ve toplumsal bilinci hayatın merkezine koymak zorundayız. Çünkü kaybettiklerimize borcumuz, aynı acıları bir daha yaşamamak için gerekenleri yapmaktır.

6 Şubat, artık yalnızca bir tarih değil; bir hatırlayış, bir uyarı ve bir sorumluluk günüdür. Kaybettiklerimizi rahmetle anarken, geride kalanların yarasını sarmak ve daha güvenli bir gelecek kurmak hepimizin ortak görevidir.

Unutmamak...
Unutturmamak...
Ve bir daha böyle bir sabaha uyanmamak dileğiyle...
(06.02.2026)

Depremin yaşandığı o “artçı” travmaların yoğun yaşandığı taze ve uykusuz gecelerin birinde yüreğimde taşan sözcüklerdi aşağıdaki dizeler;

GERÇEKTİ...

Yarını belirsiz bir uykunun enkazında  güneş doğmadı henüz...
Ayağındaki tozlu terliğe baktı bir yorgun yüzündeki sakalına bir de üzerinde tanımadığı cekete...
Dünden bu güne fırtınanın dibinde gördüğü her şey gerçekti.
Saklayamadı ölümden tuttuğu eli direndi de bulamadı elinden kayıp gideni.
Orada kimse var mı? feryadının sessizliği aslında gerçekti.
Çığlıklar tükendi derin sessizliğin içine, birbirinin yüzüne baktı bir daha baktı anlamsızca...
Tüm yürekler tırlara doldu yağmur oldu yağdı sararken yaraları.
Anladı ki, insanlığın temelleri çok daha sağlamdı.
Enkazdan çıkan tek gerçekti.
Bir gün yüzleşmeyi bekler acılarla elbet.
Sorar birbirine “biz ne yaşadık” la başlayan o travmanın dili.
İşte o gün sende göreceksin ki yaşamın içine sığdırdığın o fay kırığı gerçekti.
Şu fani dünyanın acıları türkülerde yaşar dilden dile söylenir durur.
Hikayesi yazılamayan o kefensiz yatanlar gerçekti...
(26.03.2023)



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat